



-Benli Sultan kitapçığının hizmeti geçenler kısmında, “Şani Efendi’den önceki ve sonraki surelerde kimler gelip geçmiştir, bilgimiz yoktur” denilmektedir. Öncesi için şimdilik bir şey söylemek mümkün değilse de, sonrası için, yani tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar ki süre için, hizmeti geçenler bilinmektedir. Bu risalenin yazılması esnasında halk arasında yaşlılardan gerekli araştırma yapılmadığı, hatta il müftülüğündeki kayıtlara bile bakılmadığı kanaati hâsıl olmuştur. Çünkü burada adının geçmediği Ziya Bey adında buyrultulu bir imam – hatibin görev yaptığının ben şahidiyim. Yalnız bu Ziya Bey’in Karasu Ailesi ile akrabalık bağının bulunup bulunmadığını bilmiyorum.” Kastamonu’da Bayramîlik ve Şemsizade Ailesi
Rahmetli Abdulkerim ABDULKADİROĞLU hoca efendinin Kastamonu’da Bayramîlik ve Şemsizade Ailesi kitabında bahsettiği “Buyrultu İmam “ Ziya Bey,rahmetli büyükbabam Ziya ŞÖY’dür
Bahse konu yazı ile ilgili olarak kendisi ile yapmış olduğum telefon konuşması ve bazı bilgileri sormak için yazmış olduğum mektubuma karşılık göndermiş oldukları 22.05.2005 tarihli mektuplarında büyükbabam için aynen şu ifadeleri kullanmıştır.
“Nureddin Bey,
Rahmetli dedenizi,iyi tanırım.Kitabın ikinci baskısını yapmak nasip olursa hakkında üş beş cümlelik bilgi ekleyebilirim….Oradan yolum geçerse telefonla ararım,görüşürüz…. diye devam ediyor ve başka konulara geçiyor.
Yazık,insan kendi kadrini kendi bilmez.
Benlik kılıp iyilere değer vermez
Allah sohbeti kurulan yere varıp gelmez.
O vefâsız,ahde ne diye vefâ kılsın ki, (Ahmed Yesevi K.S.)
Hakkı teslim etmek adına gayret sarf etmeliyiz,medeni insanların önde gelen vasıflarından birisi bu olmalıdır ,ahde vefa müessesesini ayakta tutmak bizim için lüzumludur.Yiğidi öldürmeden Hakkını vermek lazım


Rahmetli büyükbabam; (RESİM 8-8/1-8/2)Tosya Merkez Şeyh mahallesi Tekke sokak Mesken no 180 nolu hane de 25/3/1322 (hicri) 1907 de dünyaya gelmiştir.Babası Abdulkadir oğlu Hicri 1281Miladi-1865 doğumlu Şeyhzâde Halil İbrahim efendi,annesi Benlisultan Dergâhının Şeyhi, Şeyh Şani Hz.lerinin oğlu 1857 doğumlu Şeyh Şadi ve Zeliha kızı, Safiye Hanımdır.Safiye hanım 1300 Kastamonu merkez doğumludur,Benlisultan’ın son şeyhi Hafız Nurettin KARASU Hocaefendinin kızkardeşidir,büyükbabam da yeğenidir (.30 Nisan 1327 tarihli Kastamonu nüfusundan verilen Osmanlı Nüfus tezkeresi Resim 2-1/2/3)büyükbabamın, büyükbabasının adı Abdulkadir, erkek kardeşinin adı da Abdulkadir’dir.












Büyükbabasının ve kardeşinin isimlerinin Abdulkadir olması tesadüfi değildir.Ziya Şöy'ün babası Halil İbrahim efendi medrese hocalığı yapmış olup, katıldığı seferberlik sonrası gözlerini kaybetmiştir,ağma olmuştur.Büyük alimlerin isimlerini bereket umarak doğan çocuklara verilmesi de gelenek halindedir,büyük mutasavvıf Şeyh İsmail Rumi hz.leri de Tosyalıdır, dolayısı ile Kadiri yolunun burada benimsenip kabul görmesi doğaldır.Büyükbabam Ziya ŞÖY’ün amcaları,Halil İbrahim Efendinin kardeşleri olan Musa efendi(01.07.1864-03.03.1931) ve Şeyh Ahmet Efendi (01.07.1861-29.10.1905)1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapanmasına kadar Kâdirî şeyhi olarak tasavvuf yolunda hizmet vermişlerdir ki,kabirleri camiye girişte sağ taraftadır, halen Tosya da Şeyhgil lakabı ile anılan bu ailenin mensupları Çay camii bitişiğinde bulanan bir sokak devamında Tefsîri Camiinden takriben 100 metre aşağıda Sakarya İlköğretim okulunun karşısında 3-4 akraba aile olarak birbirleri ile bağlantılı ev ve bahçeleri olan bir ada üzerinde ikamet etmektedirler.(Vakıf dergisi,Özel sayı 1957—Tosya Camileri,İsmail Ergi,1981.(Tosya halk kütüphanesi) adlı kitabın 31 ve 32 ‘nci sayfalarında Tefsîri Camisi ile ilgili verilen bilgilerden anlaşıdığına göre en azından şimdilik eldeki mevcut veriler bize Ziya ŞÖY’ün ve Şeyhgil lakablı ailesinin kökeninin, Tefsîri Mustafa Efendi ve dolayısı ile Şeyh İsmail Rûmi Hz.lerine uzandığını göstermektedir.(Ailenin şu an en yaşlısı olan amcazadem Askeri Şube Başkanlığı yapmış olan Mehmet Bahir Akıncı'nın oğlu 1929 doğumlu Hasan Fazıl AKINCI bey’in elinde uzunluğu 2,5 metreyi bulan tarikat şeceresi ve tarikat sancağı bulunmaktadır ve kendisi ile yaptığım görüşmelerde yukarıdaki bilgileri tamamlayacak ifadelerde bulunmuşlardır,derin bir genel kültür ve tarih bilgisine sahip olan bu Osmanlı Beyefendisindeki bilgileri ,Tosya kültürüne kazandırmaları için buradan bu konuda hassas olan hemşehrilerime çağrı da bulunuyorum,)Şecerenin türkçe çözümü için çalışma başlatılmıştır en sağlıklı sonuç o zaman ortaya çıkacaktır.
Aynı istikamet üzerinde bulunan Tefsir camii daha önceleri Tasavvuf ekolünden olan Kâdirî tekkesidir ve halk arasında Tekke olarak anılır.Restore edilmeden önceki halini bilenler daha iyi hatırlayacaklardır,ikinci giriş yani camiye girişin sağ ve sol tarafların da bizim sedir veya yanlık olarak tabir ettiğimiz 25-20 cm yüksekliğinde oturma yerleri mevcut idi ve hizmet verilen tasavvuf yolunun saliklerinin ayinlerde kullandığı uzun keçe kulahları 2-3 adet bulunmakta idi.Kapıdan sonra ilk girişte sağ tarafta iki, adet sanduka bulunuyordu ve bu işaret sandukaları bizim amcazadelerin itirazlarına rağmen kaldırılmış şimdi burada namaz kılınmaktadır.Adında anlaşılacağı üzere bunlar işaret sandukasıdır yani bunların altında kabir vardır,şimdi kabirlerin üzerinde namaz kılınmaktadır bu işe fetva makamlarının diyeceği bir şeyler vardır muhakkak.Fazıl Akıncı amcanın ifadelerine göre şimdiki abdesthanenin sol tarafında halvet odası varmış, tabi buradaki halvet odası ifadesinden Kastamonu Şeyh Şabanı Veli camiinde bulunan halvet odaları anlaşılmamalıdır.Halvet odası ile ilgili aşağıda izahat yapılacaktır.En son 2008 yılı mayıs aylarında camiye uğradığım da bu keçe kulahlara bakmak istedim ,cami görevlisi arkadaş hutbe okunan minberin dolabının en alt tarafında konulmuş hali ile gösterdi içim sızladı,nemlenmiş olduklarını elimi sürdüğüm zaman anladım.Kültürümüzün bir parçası olan bu değerli emarelere böyle davranılmasını çözmek hala zor geliyor bana.Ortada bir ihmal var amma her zaman olduğu ihmal sahipsizdir,yani suçun babası yoktur.Avusturalya gibi dünyanın diğer ucunda yaşan millet olan Anzaklar Çanakkale’deki atalarının hatıratını yaşatmak adına o zaman ki tabîi güzelliği ile muhafaza etmek için kullandıkları yola bir kazma dahi vurdurmaz iken,bizlerin içinde bulunduğu bu duyarsızlığı nasıl izah etmeliyiz.Konu kültür olunca söz uzayıp gidiyor.Fakat Şair Fuzuli’nin dediği gibi “Sussam gönül razı değil,Söylesem têsirî yok.”
--(İsmail-i Rumî: Tosya'da doğmuştur. Doğum tarihi belli değildir, öğrenimini Kastamonu'da tamamladıktan sonra Bağdat'a giderek tasfiye-i bâtın etmiş, sonrada Piri Sanî unvanına mazhariyetle İstanbul'a gelmiştir. İsmail-i Rumî İstanbul’da iken Tophane civarındaki Kadri hane dergâhını kurarak bu tarikatı tühmim ile meşkul olmuştur. Anadolu ve Rumeli'nin muhtelif Vilayetlerine gönderdiği mürşitle halkı hak yolunda irşada çalışmıştır. Devrin padişahı Sultan Ahmet'in saygı ve ilgisini kazanmıştır. Hatta onun ahlak ve faziletine hayran olan Sultan Ahmet bir gün Osmanlı ülkelerindeki Rumi’ye tekkelerine fer-manla varidatlar tahsis etmiştir. Sultan Ahmet Camii açılış töreninde de bulunan Rumî bu münasebetle, kadri tarikat, üzerine bir ayin yapmıştır. Rumî Kadri tari'katında bu tarikatı kuran Abdülkadir-i Geylâniden sonra ikinci piri sayılır. Tasavvuf tarihinden Rumiye diye bilinen tarikatine kendi adına izafeten (İsmailliye) de denilir. Tosya’da halk arasında İsmail-i Rûmî ile ilgili çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Kendi yaptırdığı hamam (Tekke hamamı) ile cami halen Hocaimat mahallesinde bulunmaktadır.)
TEFSİRİ CAMİİ-Bu cami,aslen Tosyalı olan Şeyh İsmail Rûmi’nin oğullarından Tefsîri Mustafa efendi (*)tarafından 1670 de yaptırılmıştır.İlkin Kadiri tasavvuf tekkesi olarak kurulan camii,794 m2’lik bir bahçe içinde bine edilmiştir.Çatısı ahşap olup,tahta minarelidir.Şerefesi,kapalı şerefe tarzında basit oyma aralıklıdır.Girişin sağ köşesinde yer alan açıklık,üç kemerle şekillendirilmiştir.Burada bazı yatırlara ait sandukalar vardır.Caminin bahçesi,çeşitli meyva ağaçları ve asmaları ile tipik Tosya evleri havasını yaşatmaktadır.Yapılan araştırmalardan Tefsîri soyunun Tosya’da içme suyu getirilmesi,sofçuluğun gelişmesi ve tabak esnafının sosyal etkinliği bakımından çok yararlı hizmetler gördüğü anlaşılmaktadır.Eski kayıtlar(**),bu soyun aynı zaman da devrin geleneklerini,Kadiri usul ve zikrini torundan toruna devrederek silsile yoluyla yüzyıllarca yaşattığını gösteriyor.Tefsîri dergâhı,Cumhuriyet döneminde yalnız cami hizmetinde kullanılmış,bu süre içinde şu şahıslar görev yapmıştır:Kâşif Yıldırım (Tefsîri soyundan,01.07.1899-ölm.17-05-1962-)(Kâşif YILDIRIM büyükbabam Ziya Şöy’ün amcası Musa Efendinin oğludur.)Necmettin Yamak,Şerif Gül,Şaban Bahar,Halil Çark ise,aynı caminin müezzinidir. (*)=Tefsîri Mustafa efendi,Rumi’nin oğullarındandır.1640-1733 yıllarında yaşamıştır.Şam’dan Anadolu’ya gelip yerleşen Mevlana Akşemsettin’in öğrencilerinden Ulu köy’lü(sekiler)Mustafa’dan ilim ve tasavvuf öğrenmiş.tefsirde üstad olmuştur. (**)=Vakıf dergisi,Özel sayı 1957—Tosya Camileri,İsmail Ergi,1981.Tosya halk kütüphanesi
.( Tarih: 12/Za/1263 (Hicrî) Dosya No:106 Gömlek No:2407FonKodu:İ..MVL. Tarikat-i Kadiriye''den Tosya''da bulunan Tefsiri Mustafa Efendi Hankahı tahsisatına zam yapılması.-Osmanlı arşivin de Tosya-www.tosya .gen.tr.)---
Büyükbabamın tahsili hakkında fazla bir bilgiye sahip değilim amma Osmanlıca ve Türkçeyi okur ve yazardı.Eski evraklarla beraber elimde bulunan bir çalışma defterini inceledim osmanlıca-arapça-ingilizce.Sanırım İngilizce öğrenmek için yapılan bir çalışma önce kelimenin ingilizcesi yazılmış ayın sütunda arapçası yanında ise Osmanlıca okunuşu var enterasan bir çalışma.Ama bu çalışmanın kime ait olduğunu tespit edemedim dayısı tarafından olan akrabalarının da olabilir.(RESİM 10) 1930-1933 yılları Kastamonu ya geliş hikayesi ise onun güreşçi olmasından dolayıdır.Her alan da süren batılılaşma çabaları aynı zamanda sportif faaliyetler içersinde de kendini göstermeye başlaması üzerine yağlı güreşe alternatif olarak minder güreşi yaptırmak üzere yörelerinde bu işi yapabilecek kabiliyetli sporcular Valilik tarafından özellikle köylerde ve kasabalarda araştırılmış bu işi yapmak isteyenler Kastamonu da bulunan kulübe katılmışlardır.Yağlı güreşi sevenler bilirler Tosya yağlı güreşte pehlivanlar yetitirmiştir,ilgi çoktur bu spora.…Hacı Hüseyin ÜNAL amca vardı helvacı esnafından yanlarında çırak olarak çalışmıştım büyükbabamın asker arkadaşı idi aynı zamanda, o anlatırdı depodan yağlanmaları için yağ çıkarır pehlivan olan askerlere güreş yaptırırdık diye bizim büyük pederde iştirak edermiş bu güreşlere. Rahmetli babam Halit Şöy babasının Kastamonu ya gelmesinin sebebini dönemin Valisinin isteği ile Minder Güreşi yapmak üzere geldiğini söylerdi. “Minder güreşi özellikle Grekoromen adı üstünde yabancı menşeilidir. Büyükbabamın, köklü bir gelenek olan yağlı güreş pehlivanlığında ısrar etmeyip minder güreşine geçmesi, o günün sosyal şartları dahilinde incelendiği zaman zor olsa gerektir.Çünkü güreş için kullanılan kiyafet olan mayo diz üstünde olduğundan dolayı,setri avret olarak bilinen inancımıza aykırı olarak gözükmektedir.Büyükbabamın ailesinin içinde bulunduğu sosyal statüsü gereği, normal de bu sporu yapmaması gerekir ama o bütün bu şeyleri aşmış ve lisanslı olarak güreşe devam etmiştir.” Babamın bu sözlerini teyid edecek olan anlatılanlardan başka, elimdeki tek belge Döneme ait verilen Lisans ve pehlivanların kullandıkları orijinal deri ile kaplı deri olan muskadır.(resim 3-1/2/3/4/5/6)
“Eski Tercüman gazetesinin Pehlivan tefrikalarını takip edenler oradaki resimlerden hatırlayacaklardır muska resimlerini pehlivanların boyunlarında olur.Siyah beyaz Tv döneminde tv olmayan evlerde, TRT radyolarında yayınlanan Arkası Yarın Proğramı nasıl heyecanla beklenirse bu gazetede yayımlanan bu tefrikalarından bir sonrası aynı heyecanla beklenirdi.Saray başpehlivanı Kel Aliçolar,Kurtdereli Mehmet,Koca Yusuf,Hergeleci İbrahim.Kastamonu’nun medarı iftiharı saray başpehlivanı Sultan Abdulazizi dahi yenen,sıra dışı,60 okka ağırlığındaki Arnavutoğlu Ali Pehlivan,İnebolulu Hasan pehlivan; bunlar cihana nam salmış ünlü güreşçilerdir, müsabakalarını okumak ayrı bir zevktir.”
Türk spor Kurumu Hüviyet Cüzdanı olarak verilen Lisansın içeriğini incelediğimizde içine not olarak yazılmış bir-iki bilgi ilgimizi çekecek mahiyettedir.(Tarih 27/1/1945 895 sayılı elektrik gaz karnesi verildi.946 yılına ait 296 gaz karnesi) Bu arada Büyük Atatürk’ün Türk Sporuna verdiği öneme binaen kurdurmuş olduğu Türk Spor Kurumu Genel Merkezinin 1923 yılında amblemi Türk Bayrağı üzerine altı ok konmak suretiyle kurulduğu ve bu belgenin 1937 yılında Çankaya matbaası-Ankara basıldığını görmekteyiz.12.2.1938 tarihinde Genel Merkez No:948 ile Bölgesi Kastamonu ve Kulübü Kastamonu ve T:S:K ca tescil edilmiş üyeliği dönemin As Başkanı tarafından kurum mühürüyle tasdik ve imza edilmiştir.(RESİM 3/6)
Lisans üzerindeki tarih olan 12.2.1938 tarihi ile tahmini köye gidiş tarihi olan 1943 yılları arasında minder güreşi yapıp yapmadığını bilemiyoruz ancak Gazi Stadında bekçilik yaptığını bilebiliyoruz.Büyükbabam, Kastamonu Gazi Stadında bekçilik yaparken Rahmetli Nureddin KARASU hocaefendinin “oğlum Benlisultan’a git oraya hizmet et” demesi üzerine köyden gelen komşularımıza ait iki kağnı arabasına eşyasını yüklemiş, çoluğu çoçuğu, tası tarağı toplayıp köye gitmiş tam kırksene dergaha hizmet etmiştir.Bir sözü emir telakki edip hayatının gidişatını tümüyle değiştirecek bu işi hangi mantık ve akıl çerçevesinde yapmıştır büyükbabam bilemiyorum,sağlığında küçük olduğum için bu tür soruları sorup cevabını almam da mümkün olmadı tabii ki.Tertemiz bir mazi bırakmış olması,haram lokma yedirmeden çocuklarını yetiştirmesi benim için en büyük mükafat olmuştur.Kimin torunusun kimin oğlusun diye sorduklarında gayet rahat alnım açık cevap vermişimdir.
Tosya denince ilk akla gelen pirinç,elma,üzüm,sofçuluk, tela dokuma tezgahları olur,1930 yıllarda ise bu tezgahların bir öncesi olan elle dokuma tezgahları ile hizmet veriliyordu.Büyükbabam da aileden gelen bu mesleğini şimdi Kuyudibi diye bildiğimiz yerde bir dükkan tutmak suretiyle ifâ etmeye başlamıştır. 1938 tarihinde mesleğini sürdürdüğünü yukarıda açıklamaya çalıştığım T:S:K Hüviyet Cüzdanındaki işigücü hanesinde Mutaf şeklinde belirtildiğinden dolayı anlamaktayım. 1Eylül 1933 yılında kuyudibi mevkiin de dükkan sahibi Şişmanzâde Mehmet Fevzi ile yapmış olduğu bir yıllık 16 lira bedel ile peşin ödenen 100 kuruşluk kaparo bedeli kira sözleşmesinden anlıyorum.Bu sözleşmenin orijinal Osmanlıca nüshası elimde mevcuttur.
Kastamonu merkez de oturanlar daha iyi bilirler Kırkçeşme yokuşunu çıkarken sol tarafa ayrılan yoldan gidildiği zaman Maşatyaka karakoluna ulaşılır.Özellikle Kırkçeşme mahallesinde oturan gençliğini oralarda geçiren delikanlıların az çok bu karakolla ilgili hatıraları vardır.Daha çok 12.eylül 1980 öncesi gençliğinin ve biraz da bitirim takılanların.İşte bu karakolda 1930 yıllarında vazife yapan arap başkomiser lakaplı bir emniyetçinin aracı olması ile adı geçen mahalle de mukim çarşı esnaflarından ve eşraftan Pastırmacı Fahrettin SEYMEN’e damat olmuştur büyükbabam.

(RESİM 4)Fahrettin SEYMEN’in dedeleri Kırımdan 1800 yıllarında Türkiye ye gelmiştir.Asker kökenli bir aileye mensup olduğu soyadında anlaşılmaktadır. Tarih öğretmeni olan akrabamız Mualla Çalışkan hoca, Osmanlı dedelerimize bayrak,kılıç ve tepsi vermiş ve Aşağıimaret’in mültezimini(İhale usulü ile vergi tahsidarlığını yapma işini üstlenme vazifesi,zengin ailelerin devlet adına vergi toplaması) üzerlerine almışlardır derdi evrakları sorduğum zaman da babaannesinin bunlar Kur’an yazısı ortalıklarda dolaşmasın günah oluyor diye yaktığını söylerdi.Gidenler gitmiş elden gelen bir şey yok üzülmekten başka. Oturduğumuz sokağın Seymen adı bu aileden gelmektedir.Oğlu Ali Seymen (RESİM 5 )(Ayaktakiler:Soldan sağa-1-Bay ? 2-Ali Seymen 3-Ziya Şöy..Oturanlar: Soldan sağa-1-Bayan ? 2-Bayan ? 3-Fahrettin Seymen- Bebekler soldaki Orhan Seymen sağdaki Halit Şöy.4-Ruziye Seymen 5-Reşide Şöy) terzi olup Kırkçeşme mah.nin ilk muhtarlarındandır onun da oğlu Orhan Seymen onun da mesleği terziliktir dönemimde namlı bir terzi idi rahmetli.Pastırmacılık mesleğini neden devam ettirmediklerini bilemiyorum. Kırkçeşme mah.Seymen Sk. No 15 teki evimiz babaannemin babası tarafından kalan miras malıdır.




Babaannem rahmetli Reşide hanım(RESİM 6-1/2/3/4) Osmanlı terbiyesi ile yetişmiş bir hanımefendi imiş.O da büyükbabam gibi okur yazar 29 yaşında iken 14/3/1931 tarihinde Millet Mektepleri Dersanesi Mezuniyet vesikasını Kastamonu-Aptulcebbar mahallesinde bulunan Çay mektebinden almış.(Resim 6-5)

Belge elimde mevcuttur.Kader ağlarını öyle bir örmüştür ki bu halayıklarla yetişen Osmanlı hanımefendisi Tosya’lı pehlivan bir delikanlı ile izdivaç eylemiş bu izdivaçtan 3 çocukları olmuştur,daha sonra da Kastamonu ya 30 km uzaklıkta bulunan Benlisultan Köyüne Merkez üssü Tosya olan 1943-1944 te olan büyük depremin olduğu tarihte gitmişler,hatta artçı depremler sürerken samanlıkta yatmışlardır,babam 1936 doğumlu olduğu için o tarihler hatırında idi ve bunları söylüyordu. Reşide Hanım bundan sonra dergaha ve gelen ziyaretçilere hizmetle ömrünü tamamlamıştır,köydeki komşu kadınların büyüğü,küçüğü babaanneme Hanım abla diye hitap edermiş. Bizim aile mûsıkî sever bir ailedir, ocak başında semaver kaynarken,babaannemle büyükbabam karşılıklı düet yaparlarmış bazen önce ilahi ile başlarlar şarkılarla bitirirler, bazen önce şarkılarla başlayıp ilahi ile bitirirlermiş. Amcam Şâni Şöy demek ki o zamanlardan kapmış bu sevdayı ki sınıf öğretmeni olarak başladığı meslek hayatını İstanbul Müzik Enstitüsünü bitirerek müzik öğretmeni olmuş ve müzik öğretmeni olarak öğretmenliğe devam etmiştir.Bizim ailenin çay tutkunluğu meşhurdur.Büyükbabam,babam,ağabeyim çayı çok severler ve çok içerlerdi.Semaverde çay demleme kültürü bizde eskilere dayanır.Ocakbaşında semaver sürekli kaynar közü devamlı kontrol edilirdi sönmemesi için,çay hazır bulunurdu.Rahmetli yoldan geçen komşuları çağırırdı çay içmeye.Şu an hala Orta yaş üstü olan komşularımızdan biri anlatmıştı aşağı mezarlık denilen yerdeki tarlamızın otunu veya ekinini köyün gençlerine biçtirmek istemiş yardım etmeye gelen delikanlılara çay ikram etmiş önce çayı içen gençler bu dopingle bizim tabirimizle duman attırmışlar o gün tarlaya otlara,komşumuzun hatırasında kaldığına göre o günün şartlarında önemli bir şeymiş demek ki. Şu an hala Kaşçılar da esnaflık yapan büyükbabamı tanıyanlardan biri anlattı onların sohbetlerini dinlemeye doyum olmazdı öyle güzel sohbet ederlerdi ki,dedemlerle yan yana gelince ben bir başka haz alırdım o sohbetlerden diye.Evet bu kadim dostları hiç unutmazdı hepsine ayrı ayrı uğrardı.Büyükbabamın atının heybesininin gözünden çay paketi hiç eksik olmazmış.60-70 li yıllarda çayı çaydanlığı çok az aile biliyormuş rahmetlinin kadim dostları varmış civar köylerde her birine uğradığı zaman çaydanlık ortaya o zaman çıkarmış. Çaydanlık derken üst çaydanlık altı o zamanları kullanılan teneke maşrapalar, yağ kutuları vs.den lehimlenerek bakırcılar çarşısında yaptırılırmış.Genel manada bütün dergah ve tekkelerde hüsnü kabul görmüş bu esmer renkli içecek.Semaver de hazırlanıp servis edildiği için dervişan taifesi kıssadan hisse çıkararak çay demleme işinin ilk evrelerin den başlayarak içilme durumuna gelene kadar olan safhada geçen olaylara ayrı ayrı tasavvûfî birer mâna yüklemiştir.Kor ateşi ile kaynayan su semaveri çıkardığı sesler,dervişan ve müridanla olan dostluğu bunlar mânâ yüklü kavramlardır ve ibret gözü ile bakana ibret vardır.Büyüklerimizin “hamdım,yandım,piştim” sözünü bulurlar buralarda.Yaz tatillerine de rahmetli ağabeyimle köye gittiğimiz de büyükbabam yapardı yemeklerimizi özellikle sabahları hiçbir zaman unutamayacağım o sabah kahvaltıları.Güneş vururdu evin içine,köşe de masanın üstün de radyo pille çalışıyor eleltrik yok o zaman radyoda yurttan sesler proğramı solo şarkılar o sıra da kapımızın önünden geçen hayvanlarını otlatmaya giden komşularımızın sesleri,hayvan sesleri,hayvanların boynunda bulunan ses çıkaran kelek denilen küçük metal çanlardan çıkan sesler,ocakbaşın da semaverin ıslığı, öyle bir armoni ki asla unutamam ondan Allah ne verdi ise kahvaltı.Köylerde eve misafiri yemeğe davet edilirken bu tabir kullanılır Allah ne verdi ise yer içeriz bu misafir umduğunu değil bulduğunu yer atasözünün ince nüanslarda karşıdakine bir mesaj olarak da aktarımıdır edep sınırlarını zorlamadan.Kimse beğenmese de bu millet asil bir millettir ,kapı tokmaklarını inceliyorsunuz misafir kapı tokmağı ile ev sahibinin kullandıkları,bay ve bayanların kullandıkları ayrı şu zaman da yapın bakalım öyle bir zil yapamazsınız. Şimdi gelde bul o anları, geçti gitti..Ne demiş merhum M.Âkif bulunduğun ânı değerlendirme adına bakın ;
DEM BU DEM
Geçti mâzi,çekme istikbâle gam
Gün bu gün,saat bu saat,dem bu dem
Geçen geçmiştir,artık ân-ı müstakbelse mübhemdir.
Hayâtından nasîbin bil şu geçmek isteyen demdir. M.Âkif ERSOY
Köylerde televizyon olmadığı zamanlar da köy oturmaları yaparlardı komşular, bu tür toplantıların yararını daha yeni keşfetmeye başladık.Çünkü büyükler konuşur küçükler dinler,dinleyen bir şeyler anlar bir şeyler öğrenirdi,öğrendikleri genel de günlük yaşamda ihtiyaçları olan meseleler olup hayatın geneline de ait bilgiler öğrenilirdi.Bu toplantılar çok neşeli hoş sohbet bir ortamda geçerdi,çıtır çerezlerin yerine haşlanmış veya közlenmiş patates küçük yumru olanlarından,kıldır denilen bir tarafı saç bir tarafı tel olan aletle yapılan mısır patlağı,mevsime göre elma,ahlat,kış armudu ve pekmez eşliğinde yereyazma,pıtpıt denilen ekmek,serme ekmeği,yoğurt ayran..Alın size en kral ziyafet sofrası,bunun en önemlisi de yüzleri bal satan samimi insanlar.Bu tür toplantılarda söz sohbet bittiği zaman sonlara doğru büyükbabam dan ilahi söylemesi istenirdi rahmetli de onlar kırmaz Meşhur Benlisultan İlahisini ve şimdi sözlerini hatırlayamadığım “geyik gelir seke seke” diye başlayan ilahisini söylerdi,ilahide geyik motiflerinin işlenmesinin türbenin ilk yapımı esnasında yardımları olduğuna inanıldığı için bir nev’i ahde vefa olarak nitelendiriyorum. Ne demiş Şair “Geçmiş zaman olur ki; Hayalî cîhâna değer” Köy komşularımızın divan komşularımızın (civar köyler) Ziya beyle ilgili olan hatıraları vardır.Ziya bey denilince ilk akla gelenlerden bir tanesi de atı ile gezmesidir.Büyükbabam atı çok severdi ve bakardı bindiği ata.Bizleri de ağabeyimle beni şehre gidiş ve dönüşlerinde atın terkisinde taşırdı.Rahmetli babam gençliğinde vazifeli imiş, tımar ve diğer bakımları ile.Üzüm yolu denilen eskiden kervan yolu olduğu tahmin edilen yol ile Berçin köyü üzerinden inermiş Tosya ya.Tosya dan ilk zamanları üzüm getirir satarmış atı ile köylerde ben o dönemi bilmiyorum fakat meşhur Tosya bıçaklarını sattığını biliyorum. Köy komşularımızdan sağlık sorunları nedeniyle evlenemeyen bir genç kızın annesi babaannemle,büyükbabama gelmiş derdini açmış aman bir çare kız evde kalacak görücüye geliyorlar bir şey diyemiyoruz geri çeviriyoruz diye, babaannemle,büyükbabam araştırmışlar hastalığın çaresini bulmuşlar sonra o genç bayan şifa bulmuş ve gelin olmuş gitmiş. şimdi aynı yaştayız çocukları ile. Rahmetli bize gürgen ağacının kozalaklarını toplatırdı sonra onları çaydanlıkta kaynatır içerdi, aklımız ermeye başlayınca bunu araştım bu doğal ilaç nefes darlığına ve bronşite iyi geliyormuş. Türbenin kubbesi 1945 yılındaki deprem ile çatlayınca üstündeki ahşap saçak yıkılarak dışı beton ile tamir edilmiştir. Küçüklüğüm de bu tamirata ait resim vardı sonraki yıllarda kaybodu bulamadım.Çok gayretli imiş büyük peder 2008 ağustos ayı ortaların da köyden bir bayan komşumuz vefat etti merasime katılmak için köye gittim.Namaz vaktine biraz zaman vardı sağdan soldan gelen misafirler,komşularımız camiinin bahçesinde vakti bekliyorlar ve bu arada hafiften yarenlik ediyorlardı, daha serindir diye caminin içine girdim 2-3 kişi yaşlı amca otuyorlardı içlerin den birtanesi sanki öğretmiş gibi –şimdi Ziya bey olsaydı milleti içeri toplar dışarı da boş boş konuşmalarına izin vermez Kur’an-ı Kerim tilavet ettirirdi,dedi.Maalesef o kadar dünyalık işlere dalmışız ki az sonra içimiz den birini, ebedi istirahatgâhına uğurlayacağız bunlardan çıkarmamız gereken dersler ibretler olması gerektiği halde bir türlü olayın ciddiyetine vâkıf olmak istemiyoruz.

Ziya Bey köye ait bütün aktivitelerin işin de yer almıştır kendisi.Yol yapımı işinden tutunda türbenin tamiratı v.b işlerin hepsin de var ve organizatör durumundadır, .(RESİM 7-1/2/3/4)komşularımız anlattılar yine özellikle yağmurlu günlerde hayvan otlatmaya giden komşulara bizim kapının önünden geçerken kibrit verirmiş ıslandığınız da ateş yakp kurulanın diye şimdi bir kibritten ne olur diye aklınız dan geçirmeyin 80 öncesi yıllar öyle her şey bol bulamaç döke saça değil elektrik daha gelmemiş köylere çakmak sadece muhtar çakmağı denilen metal bir çakmak var adı üstünde her adam alamıyor,bütün bunları yan yana getirince ve o döneme göre değerlendirilince çok şeyler ifade ediyor.Türbeye gelen ziyaretçilerin getirdikleri havlu,süpürge v.b ufak şeyleri dağıtırdı büyükbabam,türbenin anahtarı biri bizde biri de imam efendideydi.Hiç boş durmazdı rahmetli hizmet adına hiçbir şey yapamazsa eline süpürgeyi alır cami avlusu ve çevresini temizlerdi o görülen büyük oluğu( o yıllarda bulunanı) hiç yosunlu bırakmaz temiz tutardı.
TOSYA VE GEÇMİŞTEN GELEN BİR GELENEK:
-Tosya’daki Mahalle camilerinde görülen “Halvet”ler,cami mimarisi yönünden Tosya’ya özgü bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor.Bunlar,eskinin bir çeşit mahalle mektebi görevini yürüttüğü gibi,aynı zamanda mahalle halkını biribirleriyle kaynaştıran bir ocak vazifesi görmekteydi.Zîra,bu odlara gelen cemaat,özellikle kış gecelerinde bir arada sohbet eder,dini ve tarihi hikayeler okur,turşu,üvez,kabak ve patates yerlerdi.Hatta mahalle memleket ve aile meseleli bu cami halvetlerinde konuşulup karar bağlanırdı.İsmail ERGİ İstanbul,20 YHaz.1981-Tosya Camileri..
Tosya insanın ticarette ve cemiyetçilikte neden ileri olduğu,yan yana gelip ortaklıklar kurarak iş hayatına atılmalarının alt yapısının mâziden, nerelerden geldiğini bu vesile ile öğrenmiş olduk. Özellikle Kastamonu merkez de insanlarımızın ve gurbetteki ticaret erbabının bir araya gelip neden yeni hamleler ve atımlar içersine girerek bu memlekete neden hizmet etmediklerini devamlı sorgularız.2006 yılı kurban bayramın da tanıştığım orman mühendisi ve aynı teşkilatta müdür olan bir hemşehrimizin bir tahlili var ki bu konu da gayet dikkat çekici ve kayda değer…Bizim insanımızın en mutlu gününde yan yana gelince,düğün de dernekte bayram da yaptığı en sevinçli hareketi oynamaktır, bu gayet doğaldır.Fakat oynama stilimize bakın kolları en sonuna kadar açarız yanımıza yöremize kimse yaklaşmasın diye adeta git kardeşim yaklaşma der gibiyizdir, herkes kendi tarzını ortaya koyar ferdi olarak hareket eder kafasına göre takılır.Bakınız Sepetçioğlu oyunumuzun figürlerine efelik,ağalık zırıl zırıl paçalardan akar,kollektif hareket etme yoktur.Doğulu ve doğu Karadenizli kardeşlerimizin halay ve tepdikleri horona bakın birbirlerine öyle bir kenetlenmişlerdir ki,iki eli on parmağı ile kavrar yanındakini bırakmaz,içiçe geçerler.İşte bizim bir araya gelemeyişimizin sebeblerinden bir tanesi de budur. Doğru ve yerinde bir tespit..Ne diyelim darısı bizim başımıza….
-Etrafı sık ormanlıklarla çevrili,tepe üzerinde kurulmuş camii ve türbenin,yeniden onarılmış olması yüzümüzü güldürdü.Ne var ki,camiinin karşısında bulunan büyük bir ahşap konak bina,yıkılmamak için zor ayakta duruyor.Burası dergah imiş.Bilinmez bir gün ihya edilir diyor ve bir sonraki günkü gazeteye konağın resmini almışlar ve resmin altındaki izahatın son cümlesin de aynen şu ifadeyi kullanmışlardır. “İnşallah,Kastamonu’nun himmet sahipleri bu yapıya da el atarlar.” Ortadoğu gazetesi Maruf EVREN ve Mehmet Ali BULUT Evliyalar Şehri Kastamonu 24-25 MAYIS 1993 .
Bu yapı ya hiçbir himmet sahibi el atmadı iş kadük kaldı.Yazarlarımızın dediği gibi yıkılmaması için uğraştık amma olmadı.O yıllarda İl Kültür Turizm Müdürlüğüne bizzat kendim gittim fakat yöresel tabirimizle ekmek çıkaramadım.Antika özelliğine sahip olması gerekiyormuş,işlemeli tavan olacak v.b nedenlerle onarımı gerçekleşmedi.Yıkılmak üzere olduğundan, can ve mal kaybına neden olmaması için komşularımızın uyarıları üzerine yıktık.
1997 ve Temmuz 2003 tarihleri arasında görev yapan İlimiz Valisi Sayın Enis YETER’in Kastamonu konakları ve kültürü için yaptığı hizmetleri hayırla ve minnetle yad etmek bir vazife olsa gerek,yukarıda izah ettiğim konak meselesi ile ilgili olarak.
1994 yılından önce Benlisultan köyüne gelenler hatırlayacaklardır,türbeden sonraki ilk ev dergaha hizmet veren Şayıkların konağı diye bilinen konaktır.Büyükbabam,babaannem,babam,amcam bu eve Kastamonu’dan geldiklerinde dedesi Şeyh Şadi Efendi’nin yaptırdığı bu konağa yerleşmişlerdir. Bundan sonra büyükbabamın lakabı Şayıkların Ziya Bey veya Konağın Ziya Bey olacaktır ve bu ön adla anılacaktır .O tarihler de Külliyenin son şeyhi Nurettin KARASU Hocaefendi 1925 yılındaki Tekke ve Zaviyelerin kapanması ile il merkezinde bulunan meşhur Nasrullah Kadı Camiinde imam-hatip olarak göreve başlamış daha sonraları İstanbul da göreve devam etmiş olması ve çocuklarından Ziya KARASU beyin tahsili veya öğretmenliğe başlaması nedeni ile kızı Nadire Hanımın ise evlenerek ayrılması sonucunda köyde dergaha hizmet edecek kimse kalmaması yüzünden,büyükbabam köye gelmiştir.1994 yılında ise rahmetli babam restore imkanı olmayan bu yeri yıkarak şimdiki betonerme binayı yapmıştır.Türbeye gelen ziyaretçilere tahsisli olan bu yer Çift katlı olup, konağın üst katında iki ayrı tuvalet iki çardak(salon) Kastamonu tarafına bakan köşklük,(ileri çıkıntılı kapalı balkon) bir kiler,bir çuval ve kilim dokuma tezgahı odası,2 oda bir tarafta 2 oda bir tarafta olmak üzere 5 oda bulunuyordu.Alt katta iki oda bir balkon vardı.Odaların duvarlarında gelen ziyaretçilerin yazdıkları ad soyad,geldikleri yerlere ait bilgilerin hatırat olarak yazmışlardı tabi Osmanlıca olarak yazılanlar çoğunlukta,aynı şekilde camiinin giriş kapısı üzerinde, sağında,solunda aynı şekilde hatırat yazıları bulunmaktadır.Köye Gelen misafirlerin ulaşım için kullandıkları hayvanlarını bağlayacakları büyük bir ahır bulunuyordu.Özellikle Tosya dan gelenler çoğunlukta idi. “Tosya ile olan bağlantısı hakkında fazla malumatımız yok amma hissedilen organik bir bağ var,bunlardan bir tanesi Benlisultan Hz.lerinin Tosyalı olduğuna dair inanış olmalı.Kendi ailem açısından bakarsak Büyükbabamın annesi Safiye Hanım Merkez Kastamonu doğumludur ve Şeyh Şani Hz.lerinin oğlu Şeyh Şadi Hz.lerinin kızı olup Tosya da başka bir tasavvuf ekolünden gelen Kadiri Şeyhlerinden Şeyhgil lakablı bir aileye gelin olarak gitmesidir.Demek ki Tosya ve Kastamonu arasında bir şekliyle sebebini bu gün bilemediğimiz ve de başka türlüde açıklayamadığımız bir bağ var.” Hafta ortası gelen bu ziyaretçiler programlarını Cuma namazını kılıp yola çıkacak şekilde ayarlarmış.Cuma namazını kılınca da yola çıkarlarmış.Tabi bu yapılan işler bahar ve yaz aylarına denk getiriliyormuş çünkü bu bölgede kış şartlarının ne kadar ağır geçtiği bellidir.Haçat tepesinin alt tarafında bulunan Üzüm Yolu diye bir yol var bu yol ile Tosya Berçin’e çıkarlarmış.Bu ziyaretçiler geldiklerinde en az 3-4 gün kalırlar burada kurbanlar kesilir pilavlar kazanlarda pişirilir helvalar karılır(Helva pişirmenin yerel adıdır helva karmak ) yemekli mevlitler yapılır yörenin meşhur hocaları ve mevlidhanları bu törenlere iştirak eder sanki bayram havasında geçermiş bu törenler ve Hafız dinleme cemiyetleri kurulurmuş,törenler Salı günü başlar Cuma günü bitermiş..Hafız minderi diye tabir edilen mindere oturan hafız adayları dinlenir sonunda bunlara tören düzenlenirmiş.Hafızlık müessesesi canlılığını 80’li yıllara kadar korumuştur.Kaşçılar ve civarı köylerimizde,kendi köyümüzde en az 3 kuşak hafız olanları bizzat kendim müşahede etmişimdir.Öyle aileler bilirim ki bir evde en az iki en fazla 4 hafız vardır.Tabii burada esas olan ilmi ile amel etmektir.Tavus kuşu çok güzeldir amma sesi o kadar güzel değildir. Eskiden bizim milletimizin zevkleri uğraşıları daha kaliteli imiş.Bazı günler öyle kalabalık olurmuş ki ziyarete gelenler,Rahmetli babam bir gün de 20 tane kurbana bıçak çaldığımı (Adak kurbanlarını kesme işi) biliyorum derdi.1980’li yılların başlarına kadar devam eden bu yoğunluk sonraki yıllar da gittikçe azalmıştır.Her bir adağı bir aile getirse her ailenin 2-3 misafiri olsa varın siz hesaplayın ne kadar kalabalık olduklarını.Bu kalabalıkları ağırlayabilmek için yatak yorgan kap kacak bir sürü şey lazım.Annem bulaşık kazanından elim çıkmazdı çünkü ardı arkası kesilmezdi yemek sofralarının diye anlatır. Camiinin bahçesine aynı ayna 3-4 tane sofra kurulduğunu gayet iyi hatırlıyorum .Sofralarda öyle küçük falan değildi büyük büyük sofralardı.
Bayram günü denilince yaz aylarına denk gelen bayramları hatırlarım çünkü yazda baharda olan bayram daha bir başka olur.Soğuk kış günlerin de kimsenin evden çıkamadığı birbirini rahat ziyaret edemeği için kış bayramlarını kimsede hatırlamaz.Eski köy bayramlarında köylerde güreş olurmuş ,yağlı güreş olma ihtimali zayıf bu güreşlerin pırpıt denilen sert kumaş bezinden(Çadır bezi)yapılan giyilerek yapılan karakucak güreşinin olması ihtimali daha fazla. Benlisultan Hz.lerinin manevi ikliminde geçirilen bayramların ne kadar güzel olduğunu ayrıca ifade etmeye lüzum yok sanırım.O yıllarda çocuk dahi olsak o kadar etkilenmişiz ki izlerini yıllar sonra bile hatırlıyorum.Arefe gününde ve bayramın birinci gününde Zîyrat denilen komşularımızın dağıtmak üzere getirdikleri daha sonrada birbirine katılan üzüm,leblebi bir sofra bezi içine konulur daha sonrada küçük bir maşrapa ile türbe içinde herkese dağıtılırdı.Bayram sabahı olduğunda İmamgil lakablı aileden olan bir İhsan amca vardı.Yanık bir sesi vardı.Komşular namaza gelmeye başlayınca Türbe kapısından köye doğru seslenirdi.Vakti namaz,vakti namaz diye.Namaz kılındıktan sonra türbenin dışında herkes yaş sırasına göre dizilir bayramlaşma küçüklerin el öpmesi ile başlardı.Bayramlaşma bitince dua edilirdi.Orada icra edilen dua esnasında gerçekleşen şu sahneyi hala unutamam.Dua esnasında yerleri,gökleri yaradan deyince oradaki manevi atmosfere kendini kaptıranlar Allah diye bağırırlardı.Daha sonra komşular evlerine gider ve hazırlanan yemekleri türbenin aşhane denilen bölümüne getirir,sonra da yemekler yenirdi.En son yemeklerin padişahı baklava gelirdi bol cevizli bol ağdalı.Baklava üzerine tatlı şakalaşmalar olurdu.Kâzım isminde bir ağabeyimiz vardı o birazcık daha fazla ilgilenirdi baklava ile gülüşürlerdi komşularımız.Şimdi binbir çeşit tatlı yapılıyor satılıyor, o zamanlar tatlı denince arısı varsa vatandaşın balı olurdu yoksa ekşi-pekmezi vardı bir de reçel bizim köyün dağ çileği meşhurdur herkes bilir kokusuna doyum olmaz küçük olduğu için toplaması zordur kıymetlidir.Köylerde köle hamuru karılır üstüne kızgın tereyağı ve bolca pekmez.70-80 li yıllarda ki atmosfer ile şimdiki atmosfer çok farklı.Zaman içinde neler neler gitti bizi biz yapan değerlerin çoğu da gitti.
Köy komşularımız türbeye ziyarete gelenlere her zaman yardımcı olmuşlardır ve olmaya da hâlâ devam etmektedirler.Üniversite imtihanı öncesi öğrenciler hem piknik hem dua etmek için gelirler moral bulmak için.Hafta sonları il merkezin den gelenler köyün üst tarafındaki yaylalara giderler piknikleri yaparlar geri dönerken de mutlaka camiye türbeye uğrarlar sularını doldurup ayrılırlar velhasıl her şeyiyle çok güzel bir dinlenme yeridir köy ve civarı. Genel de mevlit proğramı düzenleyenler burayı tercih eder yaz ayların da çünkü rahat bir şekil de gelecek misafirlerini ağırlama imkanı vardır adağı olan kurbanını keser özel kesim yerlerin de tuttukları ahçılara yemeklerini yaptırıp öğle ile ikindi namazı arasında yemek verilir bir taraftan mevlidler okunur çoluk çocuk herkes rahat bir şekilde ziyaretini yapar gezer.Geri dönerken de âsa suyundan alarak giderler.
Köyümüz sakinlerinin bir kısmı kışın Alhanlı,hamal,aşağıyuva köyü gibi buraya takriben 10 km daha aşağıda olan köylerinde kalmakta olup yazın otlaklardan yaralanmak amacıyla ikinci köyleri olan Benlisultan’a gelirler ve hepsinin de çift köyü vardır.Geçimlerini herkes imkanı ölçüsünde tarım, hayvancılık,orman ürünleri (resmi kesim-nakliye)ile sağlar.Rahmetli Hacı Hüseyin Eroğlu’nun bitkiler üzerine yaptığı araştırmalar neticesinde özellikle iğneli ağaçların yaprakları ile ilgili projeleri hayata geçirilebilse idi orman köyleri adına ekonomik olarak bayağı bir girdi sağlanacaktı maalasef olmadı.Okuma yazma oranı yüksektir her evden bir lise mezunu bulunmakta olup memuriyet hayatına atılmaya başladılar.Köydeki ailelerin lakaplarına baktığımızda bazı ailelerin geçmişte bir şekliyle bu külliye ve burada verilen hizmetlerle bir şekilde bağlantısı olduğunu çıkartıyorum.Âşıklar,Mollagil,İmamgil,Hatıplar,Melekler,Kadıhafızgil,Hocagil, ilmiye sınıfına ait mesleğe aittir bu lakaplara sahiptir. “Yakın tarihte Koca Ahmet Bey, uzun yıllar burada Hatiplik yapmıştır.Koca Ahmet Bey’in vefatından sonra hatipik görevini Şaban Karagöz devam ettirmiştir. 12 Lira maaşla 1940 yılına kadar görev yapmış sonra fahri olarak görevini sürdürmüştür. Ondan sonra Hüseyin KARAGÖZ Hatiplik mesleğini fahri olarak yapmıştır. 1974 yılından beride Muzaffer KARAGÖZ İmam Hatiplik Mesleğini kadrolu olarak yürütmekte” (Adil Karagöz)iken emekliliğe ayrılması ile oğlu Muammer Karagöz İmam Hatiplik Mesleğini sürdürmekte iken o da, emekliliğe hak kazanarak, emekliye ayrılmıştır.Bu aile halen türbe derneği vasıtası ile hizmetine devam etmektedir.
Kadıhacı namı ile anılan aileden Kadıhafız hoca efendi Parlon hafız(Hafız Mehmed Parlak hoca 1320 (1902) doğumlu olan merhûm 1.1.1951 tarihinde göreve başlamış 4.12.1971’de emekliye sevk edilmiş,15.3.1980’de vefat etmiştir.Hatıralarımdaki Hocaefendiler A.Abdulkadiroğlu) efendiden önce Nasrullah camiinde imamlık yaptığını bizzat torunları söylemiştir.
2006 yılı yaz aylarında bir akşam üstü saat 21.30 civarlarında köyde olduğum zaman bir otomobil geldi kapımızın önünde durdu.İlgilenmek için dışarı çıktım ,iki bayan bir bey,birde3-4 yaşlarında çocuk araçtan indiler hoş geldin safhası bittikten sonra,eve davet ettim ,geldiler.sadece çay ikram edebildik işlerini acele olduğunu türbeyi ziyaret etmek istediklerini söylediler.Geliş saatleri itibarı ile tabii bizimde onlara sorulacak sorularımız oldu.Yaşlı olan bayan kendisinin hasta olduğunu İstanbul da ikamet ettiklerini, Bozkurt’lu olduğu damadının ise Konyalı olup İstanbul da esnaflık yaptığını söyledi.İstanbul da iken bir rüya gördüğünü,rüyasında evliyaullahtan Bozkurt İlçemizde medfun Şahin Baba isimli bir zatın kızım türbemi ziyaret et ve orada bir kurban kes fakirlere dağıt dediğini söyledi.Sonra da bu zatın yattığı yere giderek rüyasında söylenenleri aynen yaptığını sonra da Benlisultan Hz.lerini ziyaret etmek için bu geç saatte buralara geldiğini söyledi.Teyze dedim bundan sonra yolculuk ne tarafa alacak diye sorduğum da evladım ziyaret bittikten sonra Konya ya Hz.Mevlana’yı ziyaret gideceğim dedi.Sağolsun komşumuz olan hocaefendi anahtarı verdi ve bu aile ziyaretini yapıp bizlere teşekkür ettikten sonra ayrıldı.
Allah-u Azimüşşan her şeyi bir sebep tahtında halk eylemiştir,(yerel ifade aynen böyledir),sebepsiz kuş uçmaz…Çocuğu olmayan aileler çocuk elbiseleri getiri bırakırlarmış türbeye,orada bulunan bel kuşağını bellerine sararlar dualar edilir,çocuk olması için. “Aynı şekilde Hac vazifesini yapmaya gidenler Peygamber efendimizin kabrine veya yakına da bırakırlarmış, Osmanlı zamanında” Annemin de ilginç hatıraları vardır.Çocuğu olmayan bir çiftin ziyaret için geldiklerinde annemden yardım istemişler ziyaret için annem de yardımcı olmuş,çocukları olmadığını buraya bunun için dua etmeye geldiklerini söylemişler. Annem de kendilerine aynen şunu söylemiş. “- Evladım benim hiçbir ilmim yok size bir şeyler söylesem okutsam,tek bildiğim halis niyetle Mevla ya dua edin,dua ederken de Benlisultan Hz.lerini vesile edin bu işin sırrı budur”.2 yıl sonra hediyelerle köye gelmişler anneme vermek için.Bu tür olaylarla karşılaşmak şaşırtıcı gelmemektedir bizim köyde yaşanlara çünkü alışıktırlar daha önceleri nice örneklerini görmüşlerdir.( Hz. Pir’in Yüksek türbesine tevdi edilen kemer bir müddet sonra alınıp Bel’e dolandığı zaman zürriyet sahibi olmak imkânsızdır.)Şani efendinin müritlerin Salih Naili efendinin yazdığı nazımda geçer bu cümle aynen.
Bu nokta hassas bir noktadır.İfrat ve tefrite girmeden yapılması gereken işlerdir.
1991 yılında bu tarafa Kastamonu’muzda Şeyh Şa’ban-ı Veli ve Kastamonu evliyalarını anma haftası her yıl düzenli olarak Mayısın ilk haftasına gelecek şekilde başlatılır 3 gün devam eder bu etkinlikler. .Hanönünden başlayan etkinlik bizim köyde etli pilav ayran ikramının verilmesi ve okunan mevlidi şerifle noktalanır. Eğer havalar iyi giderse çokta güzel olur çok da kalabalık olur gelen arabaları koyacak yer bulunmaz mehteran takımı gelir bazen,son yıllarda meşhur sanatçılarda da iştirak etmeye başladılar,köy çevresinde şölen havasında geçer kutlamalar.Evimizin külliyeye en yakın ev olması dolayısı ile şahsen müzdarip olduğumuz tek konu ikram edilen yemek kaplarının ortalıklarda bırakılarak uygunsuz bir görüntü sergilenmesi,kıymetli hocam Muammer abi bir hafta buraları temizleyeceğim diye uğraşır.
Benlisultan Hz.lerini ziyaret etmeye gelenlere memleketlerini sorduğumuzda Türkiye’nin dört bir bucağın dan geldiklerini öğrenirdik onlara yüzlerce km uzaktan sizi buraya çeken nedir kendi yörenizde tekke,türbe yok mu diye sorduğumuz zaman bu işin bir gönül işi olduğunu buralarda yatan büyüklerin isimlerini,şöhretlerini duydukları zaman içlerinde bu taraflara gelme arzusunun belirdiğini severek ve isteyerek buralara geldiklerini söylerlerdi.
Yugoslavya’dan Şeyh Şaban-ı hz.lerini ziyaret etmek için gelen Halveti Şeyhi(Yugoslavya da halveti tarikatı yaygın olup dergahları çoktur) ile aynı masada oturup etli pilav,ayran ve oraya has nefis bal yiyoruz.(Ortadoğu gazetesi Maruf EVREN ve Mehmet Ali BULUT Evliyalar Şehri Kastamonu 24-25 MAYIS 1993.)
Yugoslavya neresi,Kastamonu neresi bu insanların derdi ne acaba?Bu arada belirtelim köyümüz de üretilen bal meşhurdur.Bu üretimi yapan bir hacı İlhan ağabeyimiz var kendisine gelen misafirlere hemen taze köy ekmeği,taze tereyağı,süzme balı ikram eder köyün bedava reklamını yaparken ağzınız da bal tadı ile ayrılırsınız köyden.Misaperverlik hususunda herkes çok hassastır gözünüzün içine bakarlar bir yudum su bir bardak çay ikram edebilmek için samimi olarak.
Bizimde burayı ziyaretlerine şahit olduğumuz değerli ilim adamı alimler olmuştur.İstanbul Bereketzadeli Manevi Dinamiklerimizden Kasım Yağcıoğlu Hocaefendi,Kütahyalı Mehmet Dumlu Hocaefendi gibi değerli hocaları biz buralarda gördük,tabi daha niceleri de gelmiştir gitmiştir bizim görmediğimiz.
Şeyh Şaban-ı Veli Hz.lerinin camii imam-hatibi olan Mehmet ÇİFTÇİ hocaefendinin kayınpederim olması ve yaklaşık 19 sene aynı yerde görev yapması dolayısı nedeniyle Hz.Pir’in bağlıları,sevenleri ile hasbelkader tanışma imkanı buluyoruz.Bu değerli insanların atmosferini paylaşmak ayrı bir haz veriyor insana bizlerin Hz.Pir’in külliyesinde onlara göstermeye çalıştığımız yakın ilgi ve alakayı onlarda kendi memleketlerine gittiğimiz zaman ziyadesi ile bizlere gösteriyorlar aramızda kurulan dostluklar pekişiyor gelişiyor.Düşünün bir kere akraba değiliz,hısım değiliz amma asgari müşterek ortak paydalarda insanlık adına güzellikler adına buluştuğumuz için hemen kaynaşıyoruz anlaşıyoruz.Özellikle İstanbul Bereketzâde den Kasım hoca efendinin ve sevenlerinin,arkadaşlarının Üniversitelerde okuyan Kastamonu’lu öğrencilere yapılmasını sağladığı burs yardımı ve külliye için yapılan ve bundan sonra da yapılması planlanan projelere maddi ve manevi katkısının bulunması hiç de unutulmayacak şeylerdir.İstanbul’a gittiğimiz zaman bir vesile ile kendilerine uğradık.Bereketzâde deki camiin dernek odasında gelen misafirlerle ilgilenirken bulduk kendilerini.Hoşgeldin faslı bittikten sonra bizde oturduk sandalyemize,ikram edilen çayı yudumlarken orta yaş üzeri bi beyefendi –Hocam hayatınızı anlatan belgesel türü bir tv proğramı yapalım müsaade ederseniz demesi üzerine.Hoca efendi tebessüm ederek şu darb-ı mesel olacak mevzuyu anlattı.-Evladım,biliyorsun tavuk bir tane yumurta yumurtlar,ondan sonra ortalığı velveleye verir bir o tarafa koşar bir bu tarafa öyle hengame eder ki sanırsın Kaşıkçı Elmasını yumurtladı.Alt tarafı bir yumurtadır.Koyunu hepiniz bilirsiniz munis hayvandır,sessiz sedasızdır.Koyun da bir kuzu doğurduğu zaman hiç sesini çıkarmaz,olduğu yerden ayrılmaz.Şimdi kuzu mu daha değerli bir yumurta mı? Mesaj gayet net şekilde anlaşılmıştır.Odada bulunanlarda hafif bir tebessüm.İşte bu değerli insanlar böyle sayfalarca yazı yazarak anlatılacak bir meseleyi bir iki cümleye sığdırırlar ve beyinlere nakşedelerler.Bal kabından dışarı ancak bal sızar.
TARİKAT SANCAĞI
Sancak gerek İslam kültürün de gerek İslam devletleri kültürün de önemli bir semboldur.Tasavvuf sembollerini pirlerinin isimlerini içeren bayraktır.Her tasavvuf ekolünün kendine has bir sancağı vardır.Bir kimse irşad ehli olduğu zaman irşad için başka beldelere gönderilirse irşad alâmeti olarak hocası tarafından kendisine verilir.
Aşağıdaki ilahi sözlerindende anlaşılacağı üzere Şeyh Şâni Hz.lerinin Sandukasının sağ yanında tarikat sancağının veya sancaklarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sancakları sağ yanında
Evlatları sol yanında,
Benli Sultan önlerinde,
Ya Allah der Şeyh Şani
Hemen Hû der dervişleri
Rahmetli büyükbabam Ziya Şöy zamanında türbede var olan sancak bazı kişilerce çalınmış olup daha sonrada izine rastlanılmamıştır.Rahmetli büyükbabam orada yatan evliyaullaha sitem etmiştir niye sancağın çalınmasına müsaade ettiniz diye üzüntüsünden dolayı...Gece rüyasında büyükbabama orada yatan büyükler sancağı çalmaya gelen kişilerin sarhoş ve cünüp olarak geldikleri için onlara dokunmadıklarını söylemişlerdir."Bu olayı çoğu kimseler Büyükbabamın adı geçtiği yerde hatıra olarak anlatır.
BENLİSULTAN İLAHİSİ
İlahi(mevcut belgelerin içinden bulduğum el yazısı ile yazılmış bir şiir)
Yeşildir tabutlarının örtüsü
Hakikatlı durar kâh açık kapusu
Açılmış güllere benzer yapısı
Mevlam nasip etse ziyaretimi
Asa suyunun çeşmesi kapalı dolayısı
Türbe parmak yapılı
O Benlisultan bir güzel gül kokulu
Minaresine çıkdım 63 basak
Benlisultana gidene yok yasak
Ölmeden bir daha varabilsek
Minaresine çıktım dane dane
Asa suyunu içtim kana kana
Yoluna girdim yana yana
Asa suyu deresi bir büyük orman
İçinin suları dertlere derman.
Not: El yazısı ile yazılmış bu şiiri ancak bu kadar çözebildim.
YÜZYİRMİDÖRTBİN ŞAHİT
Şeyhin birisi,ikindi namazını kıldırdıktan sonra camideki müritlere dönmüş ve:
-Hazırlanın,demiş,sultanımız bizi iftara davet etti.Onun ziyafetine gidiyoruz.
Çıkmışlar avlunun bir köşesinde,üzeri yamalı bir pir-i fâni oturuyormuş.-Şeyh Osman,demiş benim yemeğimi getir öyle git.! “Meczubun birisi herhalde” diye düşünmüş herkes… “Gariban kiminle konuştuğunu bilmiyor”demişler birbirlerine…Şeyh Osman da “Tamam amca,tamam…” diye geçiştirmiş.Düşünmeden öylesine söylenen bir söz diye değerlendirmiş.Müridler ile Padişahın davetine iştirak etmişler.Hürmet,ikram görmüşler.Padişahın ihsanları ile uğurlanmışlar.Gece Şeyh Osman bir rüya görmüş.Kıyamet kopmuş,insanlar mahşer yerinde toplanmış.Herkes kendi hesabının derdine düşmüş.Büyük bir kalabalık;yüz yirmi dört bin peygamber Şeyh Osman’ı sıkıştırmaya başlamış. Şeyh Osman diyorlarmış;Padişahın ziyafetine gittin de,niçin bizim bir dostumuzun ihtiyacını görmedin? Şeyh Osman’ı sabaha kadar terletmişler. Şeyh Osman dehşetler içerisinde uyanmış.Sabah namazından sonra hemen yaşlı adamın yanına gitmiş.Özür dilemiş,af rica etmiş,isteğini sormuş: -Şeyh Osman, Şeyh Osman demiş yaşlı adam.Bir garibanın ihtiyacını görmen için yüz yirmi dört bin peygamberi şahit olarak mı getirmemiz gerek?(Menakıp)
ŞÖY=?
ŞÖY; SOYADIM;
Çoğu kere soyadımla ilgili karşılaştığım ilk soru ne anlama geldiğidir.Enterasen bir soy ismi şahsen gayet memnunum ilk sorana 3-4 defa tekrarlasam da soranın da sorulanın da kabahati olmadığından sıkıntı olmuyor benim için.Ne anlama geldiği hususunda Sn.Ferit DEVELİOĞLU’nun Osmanlıca-Türkçe lûgatin de kendi araştırmalarımla ulaştığım sonuçlarla yetinmeyip ilimizin yetiştirdiği değerli ilim adamı merhum Abdulkerim Abdulkadiroğlu hocama sordum mektup yazarak.22.05.2005 tarihinde şahsıma gönderdiği bir mektupla gelen cevap şu şekilde olmuştur. “Farsça şüsten=yıkamak mastarı var.Bu ve benzeri kelimeler İran Farsçası ile Türkiye Farsçası farkı ile okunabiliyor.Şüsten veya şösten olarak:Emri şû,şûy veya Şöy gelir.Pâk=Temiz anlamına gelir.Mecaz olarak,günahlardan arınmış, yıkanmış da demektir.Normalde bir isimle kullanılır.Destşûy=el yıkamak;pây-şûy=Ayak yıkamak;câmeşûy: çamaşırcı gibi…Ben böyle anlam veriyorum.Galat bir kullanım.Hoşuma da gitti.İsimlerle ilgili bir yazı yazarsam örnek verebilirim.Selamlar ,sevgiler 22.5.2005 A.Abdulkadiroğlu (İmza).”
Merhum hocamız bize böyle de bir söz vermişti amma nasip olmadı.Oğulları beyefendiler, böyle bir çalışma yaparlarsa babaları hocaefendinin vasiyeti olarak meseleye yaklaşırlarsa bizim için güzel olur..Dolayısı ile şunu ifade etmek istiyorum. Bu soyadını taşıyan şu an Türkiye üzerinde sadece şahsım Nurettin ŞÖY,eşim,çocuklarım,annem ile halen İzmir Karaburun İlçesinde mukim olan amcam emekli müzik öğretmeni Şani ŞÖY ve eşi bulunmaktadır.Büyükbamam Ziya Şöy’ün Tosya’da bulunan kardeşi Abdulkadir Şöy’ün soy devamı kızları ile devam etmektedir, amcaları Musa efendi ve Şeyh Ahmet Efendinin de aynı şekilde soyları kız çocukları ile devam ettiklerinden, bu enterasan soy ismi bizimle Kastamonu da devam etmektedir.
Secere Resimleri

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
VALİLİK MAKAMINA SUNULAN DİLEKÇELER..
Aşağıda sunacağım imzalı mühürlü orjinalleri bende saklı olan 5 adet evrak külliyeye ve köy de yapılan hizmetlere ait belgedir.
1 nolu evrak:,
1 nolu Evrağın Konusu:Valiliği Yüksek Makamına/Kastamonu
Öz:Ahlat köyünün Benlisultan türbesinin
Tamiri H.
Kuzyakanın Ahlat Köyünün (Benli Sultan) mahallesinin camii şerifi Evkaf İdaresince tamir edileceksede Bu camii şerimin Mütemmi bulunan(Halkımızın ve Bilhassa Yabancı Türüstlerin her yıl ziyaret ettikleri ve Asırlardanberi tamir edilmemesi yüzünden Mahili İnhidam ve Tehlikeli ve Gittikçe tarihi Kıymet ve ehemmiyetini tamamen gayp edecek olan Türbemizin,İktidar Hükümetlerimizin Cami,Mabet ve bilhassa Tarihi eserlere vermiş olduğu ehhemiyet göz önüne alınırsa bu türbenin bir an evvel tamiri kat’i ve zaruridir.
Mahallinde yaptırılacak tetkikat neticesinde türbemizin bir an evvel tamiri için gerekli emir ve Müsaadenin verilmesini saygı ile arz ve istida ederiz.
Kuzyaka Ahlat Köyü Camii Şerifi Onarı derneği Başkanı
Hasan Ortakçı
İMZA
Kuzyaka Ahlat Kö.Muhtarı Mustafa Külfet (Pul üzerine Muhtarlık Mührü )
2 nolu evrak
2 nolu evrak Benlisultan Köy yolunun yapımında çalışanlara ait Ziya Seymen (Şöy) tarafından düzenlenmiş olan 11.09.1960 yılına ait puvantaj
3 nolu evrak
3 nolu Evrağın Konusu:Valiliği Yüksek Makamına/Kastamonu
Öz:Ahlat köyünün Benlisultan türbesinin
Tamiri H.
Kuzyaka- Ahlat Köyünün Benli Sultan mahallesinin Benli Sultan namıyle Dünyaca tanınmış olan camiye gerekli yardımın yapılacak isede Bu camiin Mütemmimi olan ve Mimari bakımdan çok önemi haiz bulunan(Benlisultan türbesinin) Bu günkü durumu cidden acınacak bir vaziyete düşmüştür.
Her yıl binlerce yabancıların dahi ziyaret ettiği Bu Türbeminin,İktidar Hükümetimizin mabetlere verdiği ehemmiyet ve kıymeti göz önüne alınarak türbenin Aslına halel gelmemek şart ve kaydıyla Onarılmasına Yüksek Müsaadelerinizi derin saygı ile arz ve istida ederim.
Kuzyaka Ahlat Köyü Camii Şerifi derneği reisi
Ziya Şoy
İMZA
(Pul üzerine )
4 nolu evrak
4 nolu evrağın konusu: 1956 yılına ait kum eleme bedeli karşılığın da verilen ücrete dair Ziya Seymen(Şöy) tarafından düzenlenen belge.
5 nolu evrak
5 nolu evrağın konusu:25.3.1963 yılında-Mezbut Benlisultan Vakfından 28 emlak numaralı değirmenin kirasına mahsuben tahsis edilen 90 liraya ait makbuz.Ziya Şöy tarafından vakıflar veznesine teslim edilmiştir.
SONUÇ;
Yüce Mevlâ bu çalışmayı tamamlamayı bize nasip eyledi.Amatör bir ruhla başladığımız bu çalışmada bize yardım eden bütün arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim.Unutamayacağım anılarım oldu bu çalışma esnasında,çok değerli insanlarla karşılaştım,alanın da kariyer sahibi olan insanları tanıdım yeni dostlarım oldu.
SON
Hitâmuhû Misk (Bir şeyi güzel şekilde bitirmeyi hedefler) Mutafifiyn suresi.
DEVLETİ ÂLİ OSMÂNİYE TEZKİRESİ
İsim ve şöhreti : Şeyhzade Halil İbrahim Efendi, zevcesi safiye hanım.
Pederinin ismi : Şeyh Şadi Efendi
Validesin İsmi : Zeliha
Tarih ve Mahalli Veladeti : 1300 Kastamonu doğumlu
Mahallesi : Şeyh Mahallesi Tekke Sok. No 180 – Hane / Tosya
Balada isim şöhreti ve hal ve sıfatı muharrer olan Safiye Hanım ve Şeyh Şadi Efendi, Devleti Aliyenin tabiyetine haiz olup ol suretle ceridei nufusta mukayyed olduğunu müşir iş bu tezkere ita kılındı. 30/04/1327 (MÜHÜR)
Nüfus Memuru Mustafa
Tuğranın yanındaki not. Mevrud Evraki resmiye üzerine zayiinden mecmuen verilmiştir. 30/04/1327


BU İHVÂNA NELER ETTİLER NELER….
Kalu belâ da başladı bu,bu kutlu dâva
İlk yaratılan Nur sahibi vardı başında
Muhabbetten hasıl eyledi O’nu Mevlâ
Her bir zerre boyandı aşka,durdu divâna
Ezelden ebede sönmeyecek bu nûr
Teminatını veren azîz olan Hüdâ
Tevbe kapısı kapanmayacak amma,
Elini tez tut,sen onu erteleme son ânâ
İşte tam burada elden tutuverdi himmetli evliya
Rahmân’ın Rahmet kapılarını aralamaktır gayeleri
Sadece ve sadece Rızâ-i Bâri’dir tüm hayalleri,
Gece zikir,gündüz fikir ile geçer bütün günleri,
Onları sever, sevenleri;bunu göremez bâzı birileri,
Hey can dikkatli ol,bunları seven, sevmeyi yaratandır
Süklüm püklüm olurlar,elpençe dîvan dururlar
Vurana elsiz,sövene dilsiz,bağrıbaş bulunurlar,
Bu halleri seni ümitlendirmesin,sahipleri yok sanma sakın
Hep sahibinin hatırına derler susarlar,kaş dahi kaldırmazlar
Seni sana bırakırlar,he derler her dediğine ammâ
İşte o zaman kopar fırtına, başlar aktaplar da curcuna,
O divit hokkaya gidemez, mürekkebini bulmaya, durur, kalır
Arştaki meleklerin imrendiği,Seyyahunların her dem aradığı
Yerdeki meleklerin ayağının,dizinin altına kanatlarını serdiği,
Behey gaflete boyanmış benî-âdem karşındakine iyi bak, O;ihvandır
Hepsi Hz.Sultan’ın evlâdıdır,sülbi değildir amma hepsi O’nun cânıdır
Her biri O Sultanın ciğerinden kopmuş birer pâredir,parçadır
Eğer sen varamazsan bunun fevkine O sultan sana çok güzel anlatır.
Ey gafiller…Çekin elinizi ihvandan, artık onları üzmeyin
Yevmil ceza da nasıl hesap vereceksiniz bunu iyi hesaplayın
Allah demek için bu kapıya gelen canları buradan soğutmayın
Allah demenin manasına vâkıf olamayan, bahtsızlar siz olmayın…
Yüce Kelimullâhı sevmek anmak ancak bu bâb-ı saadette olur..
Karşılıksız sevmek,sevilmek ,cemalullâhı temaşâ burada olur
Düşün hele,altunun,zümrütün,elmasın kıymetin serraf bilür
Sen serraf ol da bu ihvanın kadrü kıymetini bil,a dünyalık fâni,
Kalbine gir onun, onu memnun eyle ki Hakka vasıl olasın
Hakka kurbiyyet yolunda gerçek bir mânâ bulasın,er olasın.
Şüphesiz söyleyecek söz çoktur, amma anlayan yoktur.
Nurettin ŞÖY
