Menü

Kategoriler
Benlisultan (30)
Kastamonu (14)
Şifalı Bitkiler (5)
Bağlantılar

eWreN.NeT

Benli Sultan Haritası

Büyütmek İcin Haritayı Tıklayınız

Anket

Sitemizi Nasıl Buldunuz ?
Daha iyi Olabilirdi (%47,6)
Sade ve Hoş (%52,3)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Temmuz - 2014

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 777602
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 54.83.236.56
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 3
 Toplam Blog: 49
 Toplam Yorum: 112
 Toplam Resim: 238
 Toplam Mesaj: 21

Etiket Bulutu

ABDÜLHAY efendi ATATÜRK VE MEVLEVİLİK benlisultan benlisultan hazretleri benlisultan hz benlisultan türbesi bitkiler meyveler ve sebzeler Camii destan doğal güzellik DOĞAL HAYAT ismail hakkı berkmen kastamonu kastamonu tarihi Mevlevilik milli mücadele MUSTAFA BEKTAŞOĞLU müzeler pehlivan şifalı bitkiler şiir tarihi eserler tefsiri mevlana mustafa yayla yedi mehmetler mangası Yöresel Yemekler

Blog

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 18474
BENLİSULTAN HAZRETLERİ HAKKINDAKİ BİLGİLER

ŞEYH ŞÂNİ HAZRETLERİ KASTAMONU İLİNE AİT GENEL BİLGİLER-KÜLTÜR MERKEZİ OLAN VİLAYET

IŞIK ÖNCE DAĞA VURUR…….


DENİZ FENERLERİ GECELERİ YOLLARINI BULMAKTA GEMİCİLERE YARDIMCI OLURLAR.ALLAH C.C DOSTLARIDA 24 SAAT YANAN,YANDIĞI ZAMANDA GECEYİ GÜNDÜZ GİBİ AYDINLATMAKTA,GÜNDÜZÜ DE NUR’A KATMAKTA OLAN DENİZ FENERLERİ GİBİDİRLER.YOLUNU KAYBEDENLERE,ŞAŞIRANLARA,ŞAŞIRMAK ÜZERE OLANLARA DOĞRU YOLU GÖSTERİRLER.HER BİRİ GÖKTE SALLANAN NUR KANDİLLERİDİR.


YAZILI KAYNAK OLMAYIŞI

Gönül isterdi ki sunulan bütün belgeler yazılı kaynaklardan aktarılarak mesnedi gösterilerek ibraz edilsin Maalesef bu imkana sahip değiliz .Osmanlı Arşivlerinin,salnamelerinin,tapu sicil kayıtlarının ve bazı kurumlarda bulunan eski arşiv evraklarının ilgilenenlerin istifadesine sunmaya başlanılması ile birçok çalışmaya gün ışığı tutulacaktır Böyle umud ediyoruz.

Adil Karagöz mart 2006 da yayınlamış olduğu kitapçıkta “burası ile ilgili yazılı kaynak olmayışını yıllar önce çıkan yangında yok olmasına” bağlamaktadır.

(EFSANELER: Halk edebiyatı ürünlerinden biri olan efsaneler, geçmişle günümüz arasında kültürel aktarımı sağlayan, insanın ve onun oluşturduğu kültürel yapının anlaşılmasına katkıda bulanan alanlardan biridir. Gerçek ve hayali varlıklara, yer ve olaylara olağanüstü özellikler atfederek oluşturulan, anlatılanların gerçek olduğuna ilişkin inançla birlikte kişinin bireysel - toplumsal yaşamını yönlendiren söyleyeni belli edebiyat türlerinden biridir.)Edebiyat Sözlüğü

Efsaneleri bazen çocukların oyun hamurlarına benzetirim,ona istediğin gibi şekil verebilirsin istediğin boyaya da boyayabilirsin ki, karşıda dinleyenin itiraz etme hakkı hemen hemen yok gibidir çünki elde resmi bir veri, kaynak yoktur. İnsan ister ki dinleyeceği veya okuyacağı her bir yeni efsanenin daha öncekilerden farklı olarak onu yeni bilgilere ve heyecanlara ulaştırmasını.O yüzden dilden dile aktarılmaya başlandığı zaman bi yerlerden bir şeyler katılarak anlatılmaması mümkün değildir,birisi bir yerde yıllar önce duymuştur yıllar sonra bir yerde konusu geçer başlar anlatmaya tabii bu arada unutuklan yerleri tamir için yama gerekecektir bu da atmasyon ile gerçekleşir.Özellikle yazı konusu ile alakalı olduğu için şunu belirmekte yarar var Allah’ın yeryüzünde yaşayan velî kulları için anlatılan efsanelerin ana konuları genelde aynıdır yer,zaman.isimler farklıdır.

Bütün bu sebeplerden dolayı anlatılan ve yayınlanan çeşitli eserlerde anlatılan efsanelere fazla yer vermedim.Özellikle ayakkabıcı ve kardeşi diye anlatılan bir efsane var ki hiçbir şekil de mesnedi bulunmamaktadır.Bir şekliyle bühtan olmaktadır, anlatırken konuşurken iyi düşünmek lazım.Hikaye de anlatıldığı gibi ne Şeyh Şâban-ı Velî Hz.leri ayakkabıcılık yapmıştır nede Benlisultan Hz.leri ile kardeştirler.Bu tür anlatımları aktarırken, aktaranların özellikle Sayın Fazıl Çiftçi Beyin yayınlamış olduğu müstakil bir eser olan Şeyh Şâbanı Velî Hz.lerinin ve

halifelerinin hayatının anlatıldığı ana kaynak olan esere bakılmadığı anlaşılmaktadır.Bir kuralımız vardır ahirete intikal edenler hakkında bir şey konuşurken daha dikkatli olma kuralımız. Çünkü onlarla helalleşme imkanı yoktur,hayatta olan birisi ile olan münasebetlerimiz de helalleşme imkanı her zaman vardır.O büyük insanlar aramızdan ayrılalı 5 asır geçmiştir gidin bakın mekanlarına oralarda hala ziyaretçileri var,hala câzibe mekanı durumundalar.İnsanların o mubareklerle, o mubareklerin insanlarla olan münasebetlerini belirleyen kurallar bellidir.Olmayan bir şeyi olmuş gibi onlara atfetmek,heyecan olsun diye kendinden de bazı şeyler katıvermek bunlar uygun olmayan veballi işlerdir.İslami otoriteler gerçekleşen keramet fiilinin olağanüstülüğüne bakmazlar,onlar o kerametin istikâmetinin doğruluğuna ve şer-i şerife uygunluğuna bakarlar.Bilinen bir gerçektir ki,Hindular,Budistler nefslerini teskiye ederek aç kalma metodu ile olağanüstü şeyler yaparlar fakat bu yaptıklrına istidraç denir.Onun için bu Pazar da her önüne gelenin açacağı bir sergi satış yeri değildir keramet ..


BENLİ SULTAN

Türbesinin dört bir yanı dağ,tepe,orman işte orada mekân Benlisultan

Gönüllere ferman,hastalara şifa,dertlilere derman oldu O; her zaman

Sevgisinde sınır yoktur,her kim geldi ise kabul eder O Sultan

İşte bundan dolayıdır ki,dost seçmiştir kendine O’nu,Yüce Yezdân


Uzak,yakın demez gelir ziyaretçileri,sevenleri

Sorsan her birine bilmem;yurdu,yöresi nereli

Kimi rüyasında alır daveti gelir,kimi ismini duyar, sever

Hakikatta mıknatıs gibi insanları cezbeder kendine çeker


Haçat Tepesi her daim selam durur O Sultan’a zirvesin de,

Geçit vermeyen Ilgaz Dağın da,tepesinde,dört mevsimin de,

Kurtlar,kuşlar,kervanlar,canlar misafir olmuş külliyesin de,

O Sultan hizmettedir,Yaradılana gündüzün de ve gecesin de,


Bî-derd olanlar ne anlar elemden,kederden,halden

Çile-i aşka giriftar olan anlar ancak halden,kederden,

Meydan-ı aşka dair kurulmuştu bu tahtı revan ezelden

Bezmi Eles’te almış alacağını,görmüş göreceğini zâten

Nurettin ŞÖY-2008




KASTAMONU DA BİR OKYANUS ..OZANOĞLU

“İhsan Ozanoğlu’nu yaratan bir Kastamonu olduğu kadar, Ozanoğlu’nda da koca bir Kastamonu saklı durur. Çünkü büyük ozanın sadece basılı olan 115 eseri yanı sıra, basılmamış daha yüzlerce eserinde yalnız ve yalnızca bir Kastamonu okyanusu bulunmaktadır.”Sayın Murat KARASALİHOĞLU’nun 22.02.2008 tarihli yerel gazetemizdeki köşe yazısında da belirttiği gibi rahmetli İhsan OZANOĞLU beyefendinin basılmamış yüzlerce eserinden bazılarında muhakkak Benlisultan Hz.leri ve dergahı ile burada irşad görevini yapanlara ait bilgilerin olacağı inancındayım.Dergah da tahsil edilem ilim dalların ait net bir bilgi yok sadece tasavvuf alanın da hizmet verdiği kesin diğer müsbet ilim dallarının olup olmadığına belli değil.


Ayrıca Ozanoğlu ailesi Karasu ailesi(1840 yılından itibaren Benlisultan dergahın da İrşad ile vazifeli olan ve Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar bu vazifeyi ifâ eden aile) arasında mevcut hısımlık bağı olduğun dan bu varsayımım kuvvetleniyor çünkü Nurettin KARASU Hocaefendinin kızı Nadire BALLIK hanımefendinin kızı İhsan Ozanoğlu’nun büyükoğlu Yargıtay 10 uncu Hukuk dairesi eski başkanı emekli hakim İlhan Teoman OZANOĞLU beyefendi ile evlidir.



ŞÖHRETİ YAŞADIĞI SINIRLARI AŞAN BİR VELİ:

-Kastamonu’da Seyyid Sünneti Efendiden sonra Halvetî tarikatından mürşid kalmamıştı.Şaban Efendinin teşrifleri sırasında bu tarikattan Tarakçı-zade Abdur-rahman Efendi yetişmişti.Kâmil mürşid olmakla beraber ziyade şöhretleri yoktu.Aynı zamanda Ilgaz Dağı eteklerinde Benlisultan…..vardı.Her biri tarikat erkânına göre mücadede ve ve irşad etmekteydiler.Bu defa bunlar arasına Halvetiyye den Şaban efendi katılmıştı.(Şeyh Şaban-ı Veli Hz. Fazıl Çiftçi) Yukarıdaki ifadelerden de anlaşıldığı gibi Benlisultan Hz.leri ,Şeyh Şaban-ı Veli Hz.lerinin Kastamonu da irşada başlamadan önce adı ile anılan dergahında irşad ile vazifeli idi.Ancak bu dergahtan önce hangi dergahta yetişti,kendisini yetiştiren hocası kimdi bu köye hangi vesile ile geldi bunlar bilinmiyor.


ILGAZ’LARIN MÂNEVİ SULTANI:


Selçuklu ve Çobanoğulları(Atabeyler)Dönemi türbelerin de 2 adet,Candaroğulları Dönemi türbelerinde 1 adet,Osmanlı Dönemi Türbelerinde 10 adet olmak üzere toplam 13 adet aldıkları ismlerinden sonra Sultan unvanı ile anılan türbe bulunmaktadır.Bunlardan bir tanesi hariç (Hatun Sultan aristokrat bir aileden olduğu kitabesinden anlaşılmaktadır)diğerlerinin gazi-alp-eren olması muhtemeldir.Deveci Sultan Hz.lerin de olduğu gibi.

“Kastamonu yöresinde yapılan araştırmada tespit edilen türbelerde yatan evliyaların büyük bir kısmı mahalli veli iken, Şeyh Şaban-ı Veli, Benli Sultan, Aşıklı Sultan, Müfessir Alaeddin Hazretleri’nin isimleri yörelerinin dışına da çıkmış genel veli özelliğindedirler. Yörede kimilerinin Şeyh Şaban-ı Veli’nin kardeşi, kimilerinin ise yakın dostu olarak inandığı Benli Sultan ise Şeyh Şaban-ı Veli’den sonra en çok bilinen, kerametine en çok inanılan velidir.Ona Ilgazların Manevi Sultanı da denmektedir.”( .Yard.doç.Dr.Zekiye ÇAĞIMLAR 2 nci Kastamonu Kültür Sempozyumu Bildirileri)




Bu mübareklerin kon uçlandıkları yerleşim yerlerine rastgele gitmedikleri ve bu yerlere genelde manevi işaret üzere gidip yerleştikleri sonrada halkı tenvir ve irşada başladıkları yazılı kaynaklar okunulduğu zaman anlaşılmaktadır.


BENLİSULTAN KÖYÜ:

Merkez Ahlat Köyü’(köyün adını nerden aldığı nerden aldığı bilinmemektedir)ne bağlı iki mahalle vardır biri Hacıbâkiler diğeri, Benli Sultan mahallesidir Burası “ Kastamonu ya 30 km uzaklıkta Ilgaz dağlarının kuzey sathında, etrafı sık ormanlarla çevrili tarlalık bir sırt üzerinde, güzel manzaralı takriben 19-20 haneli ve yine yüz – kûsur nüfuslu (Benli Sultan mahallesi)diğer bir adı da TEKKE köyü diye bilinen yerdir Benlisultan hz.leri “burada medfun Nakşıbendiyye Şeyhlerinden olarak kabul edilen kutsi bir zattır.”(Nail karagöz)

Hacıbâkiler köyünde bulanan volkanik bir tepe vardır ki,hemen köyün içindedir,dergahın ve çevresindeki yapılarda kullanılan o meşhur doğa harikası boyları bazen üç metreyi dahi bulan,kare,dörtgen,beşgen şeklindeki sağlam taşların çıktığı,rakım olarak Benlisultan köyünden biraz daha yüksek olan bir meskun mahaldir.İsmini aldığı zatın Benlisultan Hz.lerinin talebelerinden olduğu sanılmaktadır.(Burası ile ilgili yazılan kitaplarda bu ifade geçiyor.)

…Benlisultan olarak bilinen Şeyh Muhiddin Ebu Şame Hz.leri (öl.1565)’nin mensubu bulundukları Halidiye kolunun son şeyhidir(Kastamonu da Bayramilik ve Şemsizade ailesi A.Abdulkadiroğlu) (muhterem hocamın bu cümlede ifade buyurduklarına katılmak mümkün değildir,çünkü Halidiye kolunun kurucusu Mevlana Halidi Bağdadi hz.leri (öl.1827) IXIII Y.Y’da yaşayıp bu ekolü kurmuştur aralarında tarih olarak 250 yıl gibi bir fark vardır.)

Nakşiliği Kastamonu'ya ilk defa bu zat tarafından getirildiği rivayet olunmaktadır.(Abdulkerim ABDULKADİROĞLU)

Bu zat, Bayramî tarikatına mensup olup o civarda bulunan kimseleri tenvir ve irşat ettiği gibi, Vilayetten de yine birçok kimselerin kendisine intisap ile ziyaret ettikleri anlaşılmaktadır.(M.ZİYAETTİN DEMİRCİOĞLU)

BAYRAMİLİK VE NAKŞİLİK BAĞLANTISI

Kastamonu / Ahmed Dede Camii çevresinde veya Kırkçeşme’de bulunan Halidi dergahı büyüklerinden âlim ve şeyh Ahmed Siyahi ile oğlu Şeyh Seyyid Ahmed Hicabi Efendi’nin hayatlarının anlatıldığı Tahassür adlı kitabının 53. sayfasında Benli Sultan’dan söz edilirken “… Ilgaz Dağı kurbinde medfun Muhiddin Benli Sultan Bayrami…” denilmesi, bu kitabın yazıldığı tarihte, bu merkezin Bayrami Dergâh olabileceğini düşündürmekte ise de, öteden beri Nakşilik’in merkezi olduğu kabul edildiğinden başka bir ihtimal üzerinde durarak değerlendirmeliyiz.(Şemsizade ailesi abdulkadir hoca)

Sofuzade’nin Nureddin efendinin taç giyme törenini anlatan şiirine(*) Hacı Bayram Veli ile başlaması da boşuna olmamalıdır. Bayramilik’in Nakşîlik ve Halvetilik tarikatlarının karışımından ortaya çıktığını biliyoruz. Böyle olunca bu her üç tarikatta yekdiğerinden bir takım izlerin olması tabiidir. Biraz daha yakın olmak durumunu da dikkate alır ve Benli Sultan çevresi ile Kastamonu’daki Bayramilik’in münasebetlerinin daha sıcak olduğunu düşünürsek, Şeyh Ziya Efendi’nin burada taç giyinme merasiminde fiilen bulunup bu merasimin onun inisiyatifinde yapılmasının sebebi daha iyi anlaşılmış olur. İlaveten Ziya Efendi Reisü’l-Meşayıhtır. Böylece bu tören başka bir anlam kazanmaktadır.(Kast.Bayramili ve Şemsizade ailesi A.A)((*)=Bahsedilen tören ve şiir Nureddin Karasu efendi anlatılırken detaylı olarak verilmiştir.)


Farklı kaynaklar Nakşilik ve Bayramilik bağlantısını zikrederler.Tam olarak hangi tasavvuf kolunda hizmet verdiği kesin olmamakla beraber Şeyh Şani Hz.lerinin Nakşi Şeyhi Seyyid Ahmed Siyahi Hz.lerinin halifesi olarak burada irşad hareketlerini bu dergahta yani Benlisultan dergahında yürütmesinden hareketle buranın evveliyatının zikredilen tasavvuf kolu olan Nakşibendiyye yolunun dergahı olabileceğidir. Allah-u alem

GEYİK BOYNUZLARI: Asılı bulunan kallavi geyik boynuzlarının niçin asıldığını tam bilen yoktur.Hatta yörenin avcıları eskiden ormanlık alanda rastladıkları erkek geyiklere ait boynuzları alıp getirmişler ve buraya asmışlardır.Taşköprü Abdal Hasan türbesinde de aynı şekilde geyik boynuzu vardır.Tasavvuf ekolünün Rufailik ve Bektaşilik koluna mensup olan gruplar Ahmed Rufa-i Hz.lerini ve Hacıbektaşi Veli Hz.lerini resmeden temsillerde genellikle ceylan,karaca ve geyik motiflerini kullanılırlar.(Kadim inançlara göre geyik ‘Türk boyları arasın da “kutsal ana” olarak kabul edilmiştir…Kurt gökleri,geyik ise yer-su ruhlarının,Tanrı’nın ve uzun ömrün sembolü olarak kullanılmıştır.Oktay BELLİ, Borlak Vadisin de 14 bin yıllık Kaya üstü resimleri bulundu.Kars’ın tarih zenginliği-Kars-Azat kaya üstü resimleri,Serhat dergisi.)İslam öncesi inançlarımızdan üzerimiz de kalan bazı esintiler var onlara da dahil olabilir.

ULAŞIMI:

Kastamonu şehir merkezinden ulaşabilmek için Kastamonu-Ankara yolu üzerinde tahmine 10 km de sola ayrılan kavşaktan sonra başlayan havaalanı yolundan,Kaşçılar köyü içersinden geçilerek sağa ayrılmak suretiyle konulmuş bulunan köyün adı yazılı levhalarda gösterilen yönde hareket etmek suretiyle kolayca ulaşılabilir.Şehre toplam 29 km.dir.Atla yolculuk edenlerin buraya 6 saatte ulaştıkları Tehasür isimli eserde bildirilmiştir.

KÜLLİYE YE AİT BİLGİLER:

Külliye köyün alt tarafındadır.Külliyenin esas unsurları, kuzeyden güneye doğru mutfak, cami ve nakiphane ile üç metrelik bir aradan sonra türbe binası olarak sıralanmıştır. Aralarına tuğla kuşaklar konularak harçla moloz taşından yapılmış olan ilk üç bölümün kapıları doğu taraftan açılmıştır. Camiye girilen cümle kapısının söveleri renkli mermerden geçmeli olarak yapılmış olup üzerinde yuvarlak kemeri ve yazısız kitabe taşı vardır. Kapı girişinde diğer bölümlere de geçilen bir sofa vardır. Harim kısmına iki basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Döşemesi ahşap olan bu kısmı örten kubbeye köşelerden istiridye kabuğu desenli yarım kubbelerle geçilmiştir. Mihrap alçı ve mukarnaslarla süslüdür. Minber ahşaptır. 7 x 7mt ebadındaki caminin batı tarafında basık kemerli iki pencere bulunmaktadır. Kapı tarafında ve tabana yakın kısmında ise sivri kemerli bir kör pencere vardır. Duvar kalınlığı 113cm olan camiden mutfak ve nakiphane tarafına açılan iki adet kapı ve cami ile mutfak arasında da demir parmaklıklı iki pencere vardır.

Camiye göre kuzeyde bulunan mutfağa hem cami hem de doğu tarafından kapı açılmaktadır. Pencere ve örtü sistemi cami ile aynı olan bu bölümün de dışarıya ve camiye açılan iki kapısı vardır.

Mutfak ve cami ile aynı büyüklükte olan kıble tarafındaki bölümün de dışarıya ve camiye açılan iki kapısı vardır.

Her üç bölümün üzerindeki kubbeler kurşunla kaplanmış olup kubbe kasnaklarının tavanla birleştiği dış kısımlarda testere dişi motifli kirpikler vardır.

Külliyenin bu bölümü 1512 – 1520 miladi yılları arasında Yavuz Sultan Selim Han döneminde ve muhtemelen onun emriyle inşa edilmiştir. Türbe, zâviye, imâret, (bugün bulunmayan) kütüphane ve medrese ile beraber 918-927 milâdî yılları arası, Sultan Selim döneminde yaşayan Benli Sultan tarafından yaptırılmıştır.(Fazıl Çiftçi)

Ancak külliyeden ayrı bir yerde şu an köylünün harman yeri ve samanlığı olarak kullanılan bir yerde bazı kalıntılar vardır.Yalnız bunlar toprak altında kalmıştır.Harman yerindeki kalıntının hamama ait olduğu sanılmaktadır.Medresenin de camiinin alt tarafında olduğu tahmin edilmektedir.(Adil Karagöz) Komşulardan öğrendiğime göre, köylüler harman yeri açmak için iş makinaları ile çalışma yaptıkları zaman çıkmıştır o kalıntılar taş duvar halinde,köy alanının dar oluşu ,en ufak bir arazi parçasının değerlendirilmesini gerektirdiğinden meydana çıkan kalıntılara ait detaylara inmek için kazı çalışması yapılmamıştır o günün şartlarına göre hareket edilmiştir.


Geçirdiği yangından sonra Şeyh Şani Efendi tarafından tamir ettirilen külliye, 1326 Rumi yılında Şeyh Nurettin Efendi’nin müracaatı üzerine belediye mimarının projesine göre Vakıflar İdaresi tarafından esaslı şekilde restore edilmiştir. 27 Mayıs 1326 tarihli keşif özetine göre bu restorasyonda, kubbelerin üstünü örten ortak çatı ile kubbeler arasında bulunan açıklıktan yağmur ve kar serpmesini önlemek için ahşap kaplama yapılmış; türbenin doğu tarafındaki odalar yıkılıp yeniden yapılmış, kubbelerin çatlakları kapatılıp sıvaları yenilenmiş ve türbenin kubbe fenerlerinin üzerindeki tuğla sütunun hizasından 8cm eninde demir kuşak konulmuştur. Mescidin bitişiğindeki nakiphanede bulunan halvetler yıkılarak tabanı çekme ağaçtan döşenmiştir.

Köhne olan minare yıkılarak yekpare ağaçtan 16.5 metre yüksekliğinde kapalı şerefeli minare yapılmıştır. Aynı tamir esnasında köhneleşmiş olan misafirhane binası da yıkılarak zeminden yarım metre kadar kaldırılmak suretiyle yeniden inşa edilmiştir. Bina, her birinde iki oda ve ortasında iki sofa, iki abdestlik ile sokak kapıları da ayrı olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır.(Fazıl Çiftçi)

Temiz, buz gibi akan suyun önüne konan ahşap koca su oluğu gerçekten görülmeye değer olup daha önceki oluğun kullanılamayacak duruma gelmeye başlaması ile, 1994 yılında Akkaya-Karadere köyü sınırları içindeki ormanlık alandan getirilmiş olup bu devasa boydaki ağacı keserken ,getirirken çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır.(Adil Karagöz).Emeği geçenleri Mevla taltif eyleye-

1937 yılında diğer köy camileri gibi mülkiyeti köy tüzel kişiliğine devredilip tahsisatı kesildiği için 1952 yılına kadar fahri görevliler tarafından ibadete açık tutmuştur.

1994 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. A. Hasip Yılanlıoğlu ile camiin emekli imam Hatibi Muzaffer Karagöz’ün gayretleri ve halkın katkılarıyla ahşap kısımlar yenilenmiş ve bazı ilaveler yapılmıştır.(fazıl çiftci)

Cami, bir İmam – Hatip kadrosu ile ibadete açıktır.Caminin daha önce 1900 yıllarda imam ve hatip kadrosu olduğunu savaş yıllarında maaşların kaldırıldığını Adil Karaagöz syf 24 yazıyor.


-1980 yılında cümle kapısının sol yanına Köy İmamı Muzaffer Karagöz ve Hasip Yılanlıoğlu önderliğinde beton bir minare yaptırılmıştır.

1988 yılında Kubbeler üzerindeki ve Türbe Misafirhane arasındaki ahşap saçaklar ve ahşap Minare restorasyon için yıktırılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğünce Kubbelerin üzeri 1990 yılında 18 ton kurşun harcanarak örtülmüştür. Türbe ve diğer binaların ön cephesine yine ahşaptın olmak üzere sundurmalar ilave edilmiştir


Cami, mutfak ve nakiphaneden sonra kıble tarafında altı yedi basamaklı merdivenle çıkılan ahşap bir salondan türbeye geçilmektedir. Harçla moloz taşından yapılmış olan binanın iç ebadı 7 x 7 metre, duvar kalınlığı 120cm’dir. Doğu tarafında hafif kavisli kemeri bulunan kapıdan girilmektedir. Üzeri kubbelidir. Kubbeye duvar köşelerinden yarım kubbelerle geçilmiştir. Kuzey ve güney duvarlarında karşılıklı olarak ortadakiler küçük, alt ve üsttekiler orta büyüklükte olmak üzere üç sıra pencereden ışık almaktadır. Batı tarafında da bir pencere vardır. Döşemesi ahşaptır. Kabirler toprakta olup türbe içinde işaret sandukaları bulunmaktadır.-(Fazıl Çiftçi)

Benlisultan hz.lerinin işaret sandukasının altında bulunan asıl kabir toprağından askere gidenler teberrüken alırlarmış, asker dönüşünde ise aldıkları toprakları iade ederlermiş.Toprağı verirken geri getirmesini tembih ederlermiş alanlara.(N.ŞÖY)

Türbenin içinde yedi ve ön tarafta üç olmak üzere toplam o adet sanduka vardır. Kıble tarafında en başta bulunan sanduka, zaviyenin kurucusu, gönüller sultanı, her kesimden Müslümanların kendisine saygı ve hürmette birleştiği Nakşibendî Şeyhi Mehmet Muhiddin Efendi’ye aittir (Fazıl Çiftçi)

(Doğum yeri hakkında verilen bilgiler kesin değildir. Aynı köyden olduğunu söyleyenler olduğu gibi Tosya’dan, Sivas’tan veya başka bir yerden gelip buraya yerleştiğini söyleyenler de vardır. Her büyük insan gibi onun da herkes kendi yöresinden olduğunu ileri sürmekte hatta civardaki birçok türbede medfun olan zevatın onun kardeşi veya müridi olduğu iddia edilmektedir.(İsa dede,Geyikli sultan,Haracoğlu)

900 / 1500 yılları başında buraya yerleşerek II. Beyazid ve Yavuz Sultan Selim dönemleri ile Kanuni’nin saltanat yılları başına kadar yaşadığı bilinmektedir.

Hayatı kakındaki yazılı kaynaklar azdır. Yaşadığı dönemde kendisi gibi manevi bir sultan olan Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli ile yakın münasebet içinde bulunmuş; Halkın dini ve tasavvufi açıdan eğitilmesine çok büyük katkıları olmuştur. Yetiştirdiği maneviyat erleri Osmanlının hükümran olduğu her yerde ondan aldıkları feyizle irşad hizmetini başarı ile ifa etmişlerdir. Kanuni döneminin meşhur vaizlerinden Kastamonulu Şeyh Muharrem Efendi bunlardan birisidir.) FAZIL ÇİFTÇİ

(- Doğum tarihleri bilinmeyen Benli Sultan’ın vefat tarihleri aşağı – yukarı bellidir. Çünki: Halveti Tarikatının en büyük şûbelerinden Şabaniyye kolunun piri olan Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin vefat tarihleri Hicri 976 dır. Miladi: 1568, Şaban-ı Veli ise, Benli Sultan Hazretlerini köyünde ziyaret etmiştir. Benli Sultan’ın ölüm tarihleri ise; Şaban-ı Veli Hazretlerinin vefatlarından (3 – 5) sene evvel vuku bulduğu kayıtlara geçirilmiştir. Bu hususlar Şaban-ı Veli Hazretlerinin 5. postnişini olan Kastamonulu Şeyh Ömer Fuadi Halvetinin yazdıkları menkıb-namelerinde yazılıdır. Bu kitap Kastamonu İl Halk Kütüphanesi eski Harfler Bölümünde mevcuttur.

Zikredilen (Pir-i Şaban-ı Veli) Ünvanlı menakıb namede: Kastamonu ve havalisinde mevcut bazı ehli vilayet ve irşattan bahsedildiği gibi (Şeyh-Muhittin Ebû-Şame-Benli Sultan) cenaplarından da: (Ilgaz Dağında irşat ile meşgul-Benli Sultan) deyü bahsedilmiş. Şaban-ı Veli Hazretlerinin bu zatı ziyarete gittiği kendisi ile sohbette bulunduğu, her iki Veli’nin faziletlerine dair bazı hususata da işaret yoluyla temas edildiği görülmüş. Şaban-ı Veli Hazretleri tafdil kılınmıştır)(Nail Karagöz 1994)


RİYAZETE ÇEKİLMESİ.

-Rivayete göre Muhyiddin Efendi buraya geldiği zaman, şimdiki türbenin güney doğu köşesindeki derenin başında bulunan büyük bir ağacın kovuğunda riyazete çekilmiş; Asasıyla toprağa vurarak bugün asasuyu denilen suyu çıkarmış ve ilk defa vahşi hayvanlarla ünsiyet kurmuştur. Çeşitli cilt hastalıklarına şifa olan bu suyun üzerine son zamanlarda beton bir çeşme ve hamam yapılmıştır. Lezzetli ve çok soğuk bir sudur.

Burada riyazetini tamamlayan Mehmet Muhyiddin Efendi, daha sonra külliyetinin bulunduğu yere yerleşerek zaviyesini kurmuş ve Nakşibendî tarikatı üzerine tenvir ve irşada başlamıştır.

Kastamonu – Tosya yolu üzerinde bulunan dergâh, artık gönüller ordusunun komutanı Benli Sultan’ın karargâhıdır. Ilgaz Dağı’nı aşmak zorunda olan yolcular için eşkıya ve vahşi havyan tasallutuna karşı bir sığınak; aç kalanların doyduğu bir imaret; çocuğu olmayanların ve cilt hastalarını derman bulduğu bir şifahane; manevi sıkıntıların huzura döndüğü bir huzur istasyonudur.

Şehre uzak ve ağır kış şartlarına maruz bir muhitte görev üstlenen Muhyiddin Efendi sözleri ve davranışlarıyla etrafını etkilemiş, İslami hayat tarzının yerleşip benimsenmesine katkı sağlamıştır. 18 Haziran 1325 tarihli vakıf müesseseler listesine göre Kuzkaya Nahiyesindeki Saraycık Köyü Murathacılar Mahallesi, Ahlat ve Emirler köylerine de birer cami yaptırmıştır.

Günümüzde de artarak devam eden ziyaretçi trafiği, Muhyiddin efendinin bu toprakların gerçek sahiplerinden biri olarak manevi saltanatının bütün haşmetiyle devam ettiğini göstermektedir.

Şekaik-i Numaniye isimli eserin müellifi kendilerinden “Namus-u Ekber ve tavus-u ahdar gibi mele-i a’lada mekân bulur idi. Erbab-ı kulüb ve ashab-ı mükaşefeden idi. Sırlara, hafızalara ve gözlere vakıf idi” diye bahsetmektedir.(Fazıl Çiftçi)

Eskiden Tosya ve Kastamonu’dan türbeyi ziyaret ve bu sudan içmek için birçok kimseler araba ve hayvanlarla mezkür mahale giderler, orada bir iki gün kalırlar, kurban keserler, çocuğu olmayan erkekler tekkenin şeyhi tarafından bir kuşak kuşatılır ve dua edilirdi. Birçok müsafir geldiği için şeyhin ikametgâhından başka ahşap bir misafirhane de yapılmıştı (M.Ziyaeddin Demircioğlu-Doğrusöz matbaası Kastamonu-1957)

Şeyh Muhittin efendinin vefatından sonra oğlu Mahmut efendinin Ömerül Fuadi Hz.lerinin ifadelerinden Şeyhlik yaptığı anlaşılmaktadır.

Vilayetimizin tanınmış zevatı da hayvanla veya araba ile bu dergâha giderler Benli Sultandan himmet talep ederlerdi. 17 Ağustos 1340 tarihinde, o zaman Kastamonu Milletvekili olan şehrimiz ulema ve şairlerinden Ballıkzade Hacı Ahmet Mahir Efendi’(1860 yılında Kastamonu Küpciğez Mah.doğmuştur.Aile merkez Ballık köyündendir.Seyyid Ahmed Hicabi hz.lerinden icazet almıştır.1882 yılında Dârülkurra Medresesinde kura hafızları yetiştirdi.901 yılında İstanbula gitti.1908 yılında Meclisi Mebusan da yedi yıl T.B.M.M’de iki yıl milletvekilliği yapmış emekl olunca 13 yıl tefsir ve kelam dersleri okutmuştur. Fazıl Çiftçi) de hayvanla Tosya’ya giderken beraberce dergâha uğradığımızda irticalen şu manzumeyi söylemiş ve yazdırmıştı. Bir hatıra olmak üzere mahfuzat defterimden aynen naklediyorum:

“Bu dergâh-ı muallâ kâbe-i erbâb- irfandır.

Olanlar bende elbet mazhar-ı altâf-ı sübhandır.”

(Bu yüce dergâh irfan ehlinin kâbesi (merkezidir). Ona tabi olanlar mutlaka sübhanın iltifatına mazhar olurlar).

“Asa suyu fcravandır ona yok gerçi söz amma

Anı icra eden bu kutb-i âlem Benli Sultandır.”

(Asa suyu daima akmaktadır. Ona diyecek yok, lakin onun akmasına sebep (vesile olan) bu evliyanın kutbu Benli Sultandır).

“Bu âli zirve-i Ilgaz o Sultan-ı kerem kârın

Uluvv-i kadrini temsil eder gûyâki burhandır..”

(Bu yüce Ilgaz Dağı sanki o şerefli Sultanın kadrinin yüceliğini temsil eden bir delildir).

“Sakın etme tereddüt feyz-i imdadında ey zâir!

Büyük küçük âna halk-ı Vilayet cümle kurbandır.”

(Ey ziyaretçi! Sakın (onun) yardımının bolluğundan tereddüt etme. Zira büyük küçük vilayet halkı ona kurbandır).

“Ümidi mahir’in bir lem’a-i feyz-i tecellidir

Meded hâhi olanlar şüphesiz şâyân-ı ihsandır.”

(Mahir’in ümidi bir yardım ışığının görünmesidir. Yardım isteyenlerin ihsan göreceği şüphesizdir).

(M.Ziyaeddin Demircioğlu-Doğrusöz matbaası Kastamonu-1957)

Şani Efendinin Müritlerinden Salih Naili güzel bir nazım yazmış, çerçeveletip türbenin iç duvarına asmıştır. O’nu da buraya alıp okuyucuların istifadesine sunmayı uygun bulduk.


NAZM’IN TÜRKÇESİ

Manevi Cihanın Sultanı Benli Muhittin bu yeri Cennet Bahçesi haline getirmiştir.

Velilik İkliminin Şahı olan Benli Sultan’ın Fermanına Vahşi, ehli bütün hayvanlar, cin, can ve insan gibi bütün yaratıklar boyun eğmiş ve çevresinde birer komşu olarak toplanmışlardır.

Seyir ve Sülük yolcularına Merdane çileyi keşif için bir ağacın gölgesinde tam (7) sene mekân tutmuştur.

Gölgesinde çile çıkardığı ağacın altına yanındaki asayı vurduğu zaman, Allah’ın hükmüyle gayet teziz bir su fışkırmıştır. Henüz çiçek açmasına yirmi gün varken Hazretin altında çile doldurduğu mübarek ağaç vaktinden evvel açar. Kerametin sırrına mazhar olduğu için bu harika her zaman müşahede olunur.

Hz. Pir’in Yüksek türbesine tevdi edilen kemer bir müddet sonra alınıp Bel’e dolandığı zaman zürriyet sahibi olmak imkânsızdır.

Lakin bir aşıkın kalbi gibi o yüce dergâhın tavanı ve çatısı harap olmuş ve bir müddet bir virane halinde kalmıştır. Bu hal tam (45) sene devam etti. Dergâh ve müştemilatı imara bir âşık gibi hasret çekiyordu.

Pirin yakından uzaktan bütün âşıkları dergâhın tamiri için takdir ettiği vakti intizar ediyorlar ve daimi niyazda bulunuyorlardı. Hak Teâlâ hazretleri şeyh Mehmet Şani Efendiyi bu hayırlı teşebbüse muvaffak eyledi. Külliyenin imarı âb ve âyân oldu.

Hidayet yolunun mürşidi olan Şani Efendi maddi, manevi varını, yoğunu feda ederek büyük hizmet gösterdi, külliye bir uçtan, öbür uca yeniden ihya edildi.

Allah’ın feyz nurları bu yüce makamı gönül ehline aşk esrarının bir hazinesi yaptı. Hz. Pir’e tam bir ihlâs ile yüzünü çevirip boynunu büken kimse, açıkta, gizlide, zahirde, batında muradına erer, mamur ve abadan olur.

Ey Allah’ın dostu dergâhına, kul olanların en değersizi, en ziyade kemteri olan lebib, senin lütfünün feyzinde dünya hayatı değil, bu hayatın bütün varlıklarının üstünde bir hayat, bir can-ı Cavidan rica eder.

Bu nazmı Mevla yanında dermansız ve değersiz bir kimse olan Salih Naili kaleme almıştır…”

VEFAT TARİHİ

Benlisultan hz.lerinin vefat tarihi kesin olarak tespit mümkün değildir.Ancak Şaban-ı Veli Hz.lerinden 5-6 yıl önce yani 970/1563 yılları civarında vefat ettiğine dair bilgiler mevcuttur.FAZIL ÇİFTÇİ

TÜRBENİN GELİRLERİ:

Günümüzde şahısların tasarrufunda olan arazi halen “Tekkeli Köyü” adıyla bilinmektedir. Vakıf kayıtlarına göre zaviyenin mal varlığının bir kısmı olan Eceoğlu köyündeki onbir parça tarla ile bir değirmen arasının toplam geliri 1952 yılı hesap cetvelinde 90 lira olarak tesbit edilmiştir. Tosya ilçesinde mukim İmambeşezade Salih Ağa kızı Fatma Hanım da 1287 tarihli vakfiye ile Kuzyaka Seremedin köyündeki beş gözlü değirmen ile bir adet bahçesini vakfetmiştir.


(RESİM—7-4 Zannıma göre Seremedin köyündeki beş gözlü değirmen ile bir adet bahçesine aittir bu evrak. Kastamonu Vakıflar İdaresi Veznesine teslim edilen makbuzdur.Mazbut Benlisultan Vakfından 28 emlak numaralı Değirmen arsasının Kiracı olarak 50 lira alındı.Ziya ŞÖY tarafından Vakıflar veznesine teslim edilmiştir.1962 yılı Cilt No:8166 Varak:No:408285-Bu makbuzdan farklı olarak Değirmenin kirası olarak yatırılan 90 lira ya ait 25-3-1963 yılına ait 9810 cilt-varak no:490437 numaralı makbuz bulunmaktadır.Ziya ŞÖY’ün hangi sıfat veya yetkiye dayanarak buralara ait kiraları vakıflara yatırdığına dair hiçbir bilgim yok daha sonraki yıllar da bu vakıfa ait arsa ve değirmen ne olmuştur tarafımca bilinmemektedir.Nurettin ŞÖY )

-Ayrıca Benli Sultan, Seremedin, Saraycık ve Hamal köylerinde vakıf arazileri mevcuttur. 1322 ve 1323 yıllarına ait vakıf hesap cetvelinde Taşköprü ilçesine bağlı bazı köylerden senelik 997 lira 20 kuruşluk öşür tahsisatı olduğu da görülmektedir.

1317 tarihli vakıf tahrir defterinden anlaşıldığına göre dergâhın aydınlatılmasında kullanılan zeytinyağı ve mum, İstanbul Hamidiye ambarından gönderilmekte idi. Bu tarihten sonra ise senelik 20 okka zeytinyağı ile beş okka mumun bedeli olan yüzotudört (134) kuruşun mahalline gönderilmesine karar verilmiş ve malzeme Kastamonu’dan alınmıştır.(Fazıl Çiftçi)


IŞIK ÖNCE DAĞLARA VURUR

Beş asır önce almış ışığını,nurunu kaynağından bu mekân

Bağrında yatan bir Velî Şeyh Şâni,evvelinde ise Benlisultan


Köyümde dört mevsimin rengi kokusu,tadı ayrı ayrı yaşanır

Kır çiçeklerinin güzelliklerine,ihtişâmına,kekik kokuları karışır

Gözelerinden billûr gibi akar pınarlarının soğuk ve tatlı suları

Yaylaların da yazıların da meleşir,oynaşır koyunları ve kuzuları


İlkbaharın da,yazın da,bir başkadır,sonbaharın da kışın da,

Bahar da ressamın tuvaline resmedilmiş sanki bir tablodur

Yazın ayrılmak istenmez buradan,güzelliği insana şifa olur

Sonbaharın da o renk cümbüşü,armoniye dönüşür ormanların da

Kışın allara bürünür o yüceler arz-ı endâm eyler sanki dağların da


O güzelim yemyeşil yaylaların da akar buz gibi suları

Bu güzellikleri bilen çıkar gelir dinlenmeye hafta sonları

Bir gelen bir daha gelir doyamaz bu yaylaya çimene

Gerçek huzur yeridir bu köy değerini anlayana bilene


Geyikler,elikler dillerde bir efsanedir obamız da yöremiz de

Benlisultan’a yardım ettiklerinden onlara dokunulmaz töremizde

Ahde vefâ olsa gerek, bu köylerde adeta kutsanmıştır bu geyikler

Hizmeti yapan hayvan dahi olsa unutulmaz onu bilir yürekler


Köyümün insanı,tâ atadan,dededen misafirperverdir,misafiri sever

Kalmaz geri herkes inanın imkanı ölçüsün de gelene yüreğini serer

Yazın ziyaretçi çok gelir bizim köye,eğer varıp misafir olursanız bir eve

Önce tatlı dil,güleryüz gelir,genci yaşlısı misafire elpençe divan durur


Mis gibi kokan tereyağı,pıt pıt ekmeği,yere yazma ,birde ayran

Eğer şansınız varsa tadarsınız Benlisultanâ has kokulu baldan

Biz de çay ikram etmenin adı,hadi gel geçelim derler size çaydan

Gerçi köye gelirken geçseniz de dereden tepeden üç tane çaydan.

Salıvermezler sizi ikram etmedikçe demledikleri o tazeçaydan

Nurettin Şöy








HACETTEPESİ (HAÇAT) = Zirvesinde bazı yıllarda haziran ayında dahi kar bulunan bir dağdır.Sıcaklığın düşük geçtiği Mayıs aylarında dahi kar yağdığı bir dağ olup 2587 metredir.Ilgaz dağı geçidi olan Kastamonu yu Ankara ya bağlayan yol ise 1800 metre civarlarındadır.Son yıllarda yapılan bir yol ile rahatça otomobil ile dağın eteklerine kadar çıkılabilmektedir.Son yıllarda dağcılık sporu için Hacettepe Zirvesine tırmanmak için gelen dağcılar çoğalmaya başlamıştır.Hatta 2002 şubat ayında üzücü bir olaylada karşılaşılaşılmış olup mahsur kalan dağcılar daha sonra kurtarılmşlardır.Hacettepeden çıkan Gürleyik suyu adı verilen su ile Kastamonu ilimizin su ihtiyacının bir bölümü karşılanmaktadır. Kar manzarasının en güzel olduğu yerlerden bir tanesidir burası.Zirvede namazlo(mahalli ağızla) taşı denilen bir taş bulunduğundan bahsedilir.Kurak geçen yıllarda yağmur duası için bu dağın eteklerine kadar çıkılır kurban pınarı denilen yerde orada kurbanlar kesilir pilav yemeği yapılır herkese ikram edilir ve sonra da duaya başlanır.Özellikle küçük çocuklar duaya dahil edilir ki,onların saflığından masumiyetinden minik ellerinin Allah katına açılmasından dolayı boş çevrilmeyeceğinden yarar umulur.Yağmur duasının çok değişik bir atmosferi vardır..O koca koca adamlar,aksakallı ihtiyarlar gözyaşları içinde elleri semaya değil de toprağa çevrili şekilde dua eder.O anı yaşamak lazım ,kelimelerin anlatmakta aciz kaldığı yerlerden biridir bu sahne.Çocukluğum da bu sahneyi yaşadığım için hala gözlerimin önünden gitmez.
Zirve de Kayyımın Fırını adı verilen bir ekmek fırını bulunduğunu atmış yaş üzeri birden fazla kişiden duydum bunların arasında en yaşlı olanlarından bir tanesi de emekli din görevlisi 81 yaşındaki Hafız Ahmet Rasim ÇİFTÇİ hocaefendi diğerlerinden farklı olarak buralara gelenlerin dilek tutmak tarzında fırının içine bozuk paralar attıklarını söyledi bu inanışın zirvede bulunduğu iddia edilen Ünzile ve Tenzile adlı iki kız kardeşe ait çevrilmiş taştan kabirlerin mi sebep olduğu  bilemiyorum.Bu bozuk para atarak dilek tutma işinin daha başka yerler de meselâ Benlisultan’daki Âsa suyunun havuzuna atıldığını da biliyorum,yakın tarihte Nasrullah Camii şadırvanlarına bozuk para atıldığını gördük. Zirvenin eteklerinde küçük mağaralar olduğunu da köylülerden duydum.




ASA SUYU/// Asa suyu Külliyenin güneydoğusundaki derede yer almaktadır . “Asa Suyu” denmektedir ki bu isim, Şeyh Şaban-ı Veli’nin türbesindeki su için de, Benli Sultan Türbesinin bahçesindeki su için de kullanılmaktadır.


Asa Suyu çok içilir.

Mü’min münafık seçilir.

Asi Gelince kesilir,

Ya Allah der Şeyh Şani.

Hemen Hû der dervişleri


Asa suyu Külliyenin güneydoğusundaki derede yer almaktadır.. Benli Sultan hazretlerinin bu suyun yanındaki ağaç kovuğunda 7 yıl çile doldurduğu nakledilir. . Henüz çiçek açmasına yirmi gün varken Hazretin altında çile doldurduğu mübarek ağaç vaktinden evvel açar Şeyh Şani Hz.lerinin müritlerinden Salih Nailinin nazmında belirttiği ağaç meyve ağacı olsa gerek ziyaretçilerin bu şifalı sudan istifade etmeleri için 1986 Yılında Asa Suyu’nun yanına beton bir hamam yapılmıştır.Bay ve bayan bölümleri ayrı ayrı olup dileyen suyu ısıtmadan yıkanır dileyen ılıtarak .Yıkananlar giderken mutlaka suyu bidonlara doldurmak suretiyle evlerine götürür.Zemzemi andıran bir tadı olduğunu söylerler.Ramazanın yaza denk geldiği günlerde komşularımız iftara yakın çocuklarını buradan asa suyu almaya gönderirler hem soğuk olduğu için hem de oruçlarını bu suyla açmak için kullanırlardı.Bir de hasıl harman zamanı da içmek için tarlaya giderken yanlarına alırlardı.Çocuğu olmayanlar çeşitli hastalıklara düçar olanlar gelip bu su da yıkandıkları zaman şifa bulmuşlardır ve bu kişilerden hâlâ hayatta olanlardan bizzat dinlemişizdir bunları, herkes de bilir.

İnanışa göre bir gün atıyla dolaşırken suyun çıktığı yerde bulunan ağacın yanına gelmiş, ağaç evliyaya saygısından yere eğilmiş evliya da atıyla ağacın üzerinde dolaşmıştır. Bu nedenle bugün bile ağacın gövdesinde at nallarının izinin bulunduğuna inanılmaktadır,köye gelen ziyaretçileri asa suyuna götürdüğümüz zaman sordukları soruların başında gelenlerden bir tanesi bu olmuştur.Benlisultan Hz.leri hangi ağaca atı ile tırmanmış diye ..

Gerçektenden ağaca bakıldığı zaman sanki at nalı izi gibi izler görünmektedir fakat inanıldığı gibi bu izler at nalı izi değilde ağacın gövdesinde kuruyan dalların ağaç tarafından atılması sonrası oluşan budak izleridir.Çünkü bahsedildiği gibi olsa o günkü ağacın 450-500 yıl yaşında olarak günümüze ulaşması gerekirdi ne o çapta ağaç var nede kalıntısı. Asa suyunun etrafında bulunan ağaçlarda gelen ziyaretçilerin çakı ile isimlerini geldikleri tarihleri kazıdıkları görülür.Aradan geçen yıllar bu yazılara değişik şekiller vermiştir.Tabi bu hareketler hoş olmasa da gerçekleşmiştir.





ASA SUYUNA AİT SÖYLENENEFSANELER:

Halen sağ olan şimdi 80 yaş civarında bulunan köy komşularımızdan bir tanesi asa suyu yakınından yaş ağaç kesmiştir daha sonra ise elleri dertop olmuştur yani elleri yumruk şeklinde kalmış olup açılmamıştır. Gidip ağaç kestiğ yerler şerbetlenmiş Bu komşumuz yöredeki bazı hocalara okutturmuş kendini bundan sonra elleri eski halini almıştır.. O yüzden mümkün mertebe asa suyu yakınından ve türbe etrafından yaş ağaç kesmemeye özen gösterirler.Küçük dal parçalarına kıcılcım derler ocak altı tutuşturmaya veya düşük ısıda pişirlecek veya ıstılacak şeyler de kullanılır.Yine komşularımızdan bir hanım şimdi vefat etti Allah rahmet eylesin aynı yerlerden bir kucak dal kıvılcım almış eve götürmüş ocağın altına koymuş dal parçaları yanmamış sabah erken den dalları aldığı yere bırakmış korkudan..Asa suyu kışın ılık yazın soğuk olarak akmaktadır.

Menkıbe--“Benli Sultan türbesinin yanında bulunan suya da “Asa Suyu” denmektedir.

İnanışa göre, evliya bir gün asasını yere vurmuş ve bu su yerden kaynamaya başlamıştır. Bu  nedenle bu suyun şifalı olduğuna inanılmaktadır. Bununla ilgili anlatılan bir efsane şöyledir;kadının birinin 5 kızı olmuştur ve kocası da kendisi de erkek çocuk istemektedirler. Bir gün kadın rüyasında Benli Sultan’ı görür. Evliya bir oğlunun olacağını müjdeler. Oğlu olduktan sonra türbede kurban kesmesini söyler. Bu rüyanın üzerinden çok geçmeden kadın hamile olduğunu anlar. Doğan çocuk da erkek olur. Çocuk doğduğu zaman kadının ekonomik durumu çok iyi olmadığından ve o yıllarda da ulaşım bu kadar rahat olmadığından kadın Benli Sultan’ın türbesine giderek kurban kesemez ama rüyasında söz verdiği kurbanı kendi köyünde keser.  Aradan zaman geçip çocuk 7 yaşına gelince, çocukta romatizma rahatsızlığı

olur. Bu rahatsızlıktan dolayı da bir süre sonra yürüyememeye başlar. Ne kadar doktora götürürlerse de çocukta iyileşme görülmez. Yine bir gün kadın Benli Sultan’ı rüyasında görür.Rüyada evliya kadına “Ben sana kurbanı benim türbemde kesmeni söylemiştim sen kesmedin.Şimdi kurbanı alıp burada kes de çocuğun iyileşsin “ der. Bu rüya üzerine kurban alınıp,çocukla beraber öküz arabasına binilerek Benli Sultan’ın türbesine gidilir. Yolda giderken kurban ellerinden kaçar. Kadın çaresizlik içindedir. Ağlayarak türbeye ulaştığında kurbanın türbede olduğunu görür. Hemen orada kurban olarak getirilen koç kesilir ve fakirlere dağıtılır.Çocuk da orada akan Asa Suyu ile yıkanır. Bu olayı anlatan bugün orta yaşın üzerinde bulunan çocuğun kendisidir. “Çocuktum ama çok iyi hatırlıyorum. Çevredekiler suyun çok soğuk olduğunu zatüre olacağımı annemin yıkamamasını söylediler. Annem Benli Sultan’a çok inandığı için bir şey olmaz diyerek beni yıkadı. O buz gibi dedikleri su bana ateş gibi geliyordu. Değil üşümek ben o suda yanarak yıkandım. Bir süre sonra da zaten ne romatizma kaldı ne ağrılar. O günden sonra uygun olan zamanlarda mümkünse yılda bir defa bu ziyarette Allah rızası için koç kesip dağıtmaya çalışırım” Şeklinde anlatmaktadır (K6, K7).

Benli Sultan türbesindeki Asa Suyu ile ilgili bir inanca göre, çocuğu olmayan çiftler bu suyla

yıkanırlarsa kısa bir süre sonra çocuklarının olacağına inanılmaktadır. Bunun için karı koca türbeye gelip namaz kılıp dua etmekte, türbenin yanındaki ağacın altında buradan akan suyla yıkanmakta ve Allah’tan çocuk sahibi olmayı dilemektedirler. Bu yıkanma, tamamen soyunarak yapılan bir yıkanma değil, mevsimin izin verdiği ölçüde  ıslanılarak bir nevi sembolik yıkanma şeklindedir (K6).”

KAYNAK KİŞİLER: 6. Tevfik Çelikten, Kastamonu 1944 doğumlu , lise mezunu7. Ertuğrul Çelikten, Kastamonu 1964 doğumlu, lise mezunu

KASTAMONU HALK KÜLTÜRÜ İÇİNDE YATIR-ZİYARET İNANCI VE BU İNANÇ ÇERÇEVESİNDE ŞEYH ŞABAN-I VELİ ETRAFINDA OLUŞTURULAN EFSANELER

*Yard.Doç.Dr. Zekiye ÇAĞIMLAR




AŞAĞİ MEZARLIK:

Köy girişinde bulunan tahminen türbeye 100-150 metre uzaklıkta bulunan mezarlığa aşağı mezarlık denmektedir...Komşularımızın çoğunun aile mezarlığı burasıdır.Çocukluğumuzda buraya gelen ziyaretçiler den özellikle Tosya'nın köylerinden gelen misafirlerin bayan olanları ellerinde, evlerinden getirdikleri kırık pirinçleri oradaki mezarların üzerlerine dökerlerdi.Ve bu ziyaret ettikleri yere Kırkkızlar derlerdi..İnanç dünyamızda birler, üçler, yediler, kırklar diye başlayan ricali gaybın böyle bir yerde anıldığı kuvvetle muhtemeldir ayrıca Kırgızlar da olabilir,konuşma dilimizin azizliğine de uğrayabilir. Türkiye de Tokat ilimizde Kırkkızlar diye bir Selçuklu türbesi,Giresun yöresinde de kırkızlar tepesi bulunmaktadır.

GEYİKLER VE BENLİSULTAN KÖYLÜLERİ

Kastamonu yöresinin ormanlık olması, bu nedenle de geyiklerin bol olması Benli Sultan türbesinin yapımında geyiklerin de yardımcı olmaları konusunda efsanelerin anlatılmasına neden olduğu olmuştur.Türbede asılı bulunan geyik boynuzları bu düşüncelerin ortaya çıkmasında etkendir şahsi kanaatimce..Ayrıca halk arasında yine merkeze bağlı Geyikli Köyünde bulunan Geyikli Sultan türbesinin yapımının da geyikler tarafından yapıldığına inanılmaktadır.Birde Benlisultan Hz.lerinin türbe yapımı esnasında o zaman ki köylülerin olumsuz tutumlarına karşın kendisine zorluk çıkardıkları için beddua ettiği efsanesi vardır ki, bu büyük insanların beddua edeceğine ihtimal veremiyorum. Bu köyden olduğumu öğrenenlerin sordukları sorulardan biride, tek hayvan koşma ve beddua meselesidir.Şu an bulunan köy yerleşim yerindeki herkesin daha önceden çiftte,çubukta kullandıkları hayvanları hep iki olmuş.70 yıllarda çıkan traktörle zaten hiç problem kalmamış durumda. . Ahlat köyü tarafından gelen yolun,köyün üst tarafına gelen sol tarafında İbat Köyü adı verilen eski bir yerleşim yeri daha vardır ki, etrafı açık bir alan olan bu yere ait kalıntılar farkedilebilmektedir,efsanelerde adı geçen tek öküz koşma,geyikler,beddua meselesinin bu köylülerle cereyan etmesi muhtemeldir.

Türbenin şehir merkezinde olmamasına rağmen Kastamonu halkı tarafından yaygın bir şekilde tanınan evliya hakkında sayısız da efsane anlatılmaktadır. Bu efsanelerin bazılarında Benli Sultan, Şeyh Şaban-ı Veli’nin kardeşi olarak anlatılmaktadır (bu türden değişik yörelerde efsaneler vardır ki, yedi kardeş efsanesi meşhurdur.)







BENLİSULTAN İLAHİSİ

Hacet’ten taşını attı.

Yerini türbesin yaptı.

Şeyh Şani mumur etti.

Yaa Allah der Şeyh Şani.

Hemen Hû der dervişleri.



Asa Suyu çok içilir.

Mü’min münafık seçilir.

Asi Gelince kesilir,

Ya Allah der Şeyh Şani.

Hemen Hû der dervişleri



Asa suyunun deresi

Tesbih çeker her birisi,

Ders okutur Müderrisi.

Yaa Allah der Şeyh Şani.

Hemen Hû der dervişleri.







Asa Suyu firavandır.

Şifası derde dermandır.

Saka-i feyz-i irfandır.

Ya Allah der Şeyh Şani

Hemen Hû der dervişleri.





Gündoğduya’dır kapısı.

Kargir binadır yapısı.

Misk-i amberdir kokusu,

Ya Allah der Şeyh Şani

Hemen Hû der dervişleri


Sancakları sağ yanında

Evlatları sol yanında,

Benli Sultan önlerinde,

Ya Allah der Şeyh Şani

Hemen Hû der dervişleri


Münkirler Dergâha gelmez Tarikat sırrını bilmez,

Allah diyen mahrum kalmaz.

Ya Allah der Şeyh Şani

Hemen Hû der dervişleri





Gelin penceremden bakın

Başucumda mumlar yakın,

Ruhuma Fatiha okun,

Ya Allah der Şeyh Şani

Hemen Hû der dervişleri








Uyan Benli Sultan Uyan

Yerine kaim-i makam olan,

Postunda Ya Allah diyen

Yaa Allah der Şeyh Şani.

Hemen Hû der dervişleri…


Burada müderrislerin de görev yaptığı söylenmektedir.Hatta Şeyh Şâni, Hz.lerinin ayak ucuna gelen yerde bulunan kabrin burada görev yapmış müderrislerden Araçlızâde Hasan Efendi ye aittir.1323. Asa suyunun deresi

Tesbih çeker her birisi,

Ders okutur Müderrisi.

Yaa Allah der Şeyh Şani.

Hemen Hû der dervişleri.


“Bilindiği üzere şiir, özelikle Klasik Türk Şiiri, yalnız şiir olarak yazılıp okunmasının yanı sıra, zamanın akmasıyla geçmişe ait belge özelliği taşır ve biz başka hiçbir bilgi ve belgenin bulunmadığı pek çok olaydan, onlar vasıtasıyla haberdar oluruz.(Abdulkadir hoca-Şemsizade ailesi)”


TÜRBEDE YATANLAR

Türbenin kubbeli kısmında yedi sanduka vardır.Kabirler,topraktadır,sandukalar işaretidir.Benlisultan Hz.lerinin sandukası baştakidir,Türbedeki sandukalardan birisi de Benli Sultandan sonra yerine şeyh olan oğlu Mahmut Efendiye aittir.Türbenin içinde Türbede bulunan bir diğer sanduka da demirci ustası ve aynı zamanda Benli Sultanın müritlerinden olan Demirci Mehmet Efendi isimli zata aittir. Bu zatın adı cami ve mutfak arasındaki demir pencere parmaklıklarında yazılıdır.Vefat tarihi bilinmeyen Mehmet Efendi, merkez ilçeye bağlı Eceoğlu Köyünden olup bütün arazisini zaviyeye vakfetmiştir.

Türbenin ön tarafında bulunan üç sandukanın ortada bulunanı Şeyh Şani Efendi Hz.lerine iki yanında bulunanların ise yakınları olduğu tahmin edilmektedir.(Fazıl Çiftçi)


BENLİSULTAN HZ.LERİNİN OĞLU MAHMUT EFENDİ

Türbedeki sandukalardan birisi de Benli Sultandan sonra yerine şeyh olan oğlu Mahmut Efendiye aittir. Mahmut Efendi Nakşî tarikatı üzerine tenvir ve irşatta bulunmuştur. 1013 / 1604 yılında Şaban-ı Veli dergâhı şeyhi olan Ömer-ül Fuadi Efendi ile görüşmüş olduğuna göre bu tarihlerde hayattadır, vefat tarihi belli değildir.Mahmut Efendi’den sonra kimlerin şeyh olduğuna dair bilgi elde edilememiştir.(fazıl çiftçi)

Tahmini olarak aşağı yukarı 1563 yıllarında Benlisultan Hz.leri dünyasını değiştirmiş olduğuna göre oğulları Mahmut efendi babasından sonra vazife alınca 1604 yılında Ömer-ül Fuadi hz. İle görüşmüştür buradan da anlaşılacağı üzere 40 yıl irşad görevini sürdürmüş olup daha sonrasında vefat tarihi belli değildir.Şeyh Şani hz.lerinin vazife aldığı 1842 yılına kadar olan yaklaşık 240 yıllık zaman diliminde kimlerin gelip geçtiği görev yaptığı belli değildir.Yine mevzuu, arşiv kaynaklarının araştırılıp ortaya konulmasına dayanmaktadır.


BENLİSULTAN HZ.lerinin AHFÂDI


Prof.Dr.Erdoğan Dündar ÖZBENLİ (1928-1985)


Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölünün kurucusu ve ilk bölüm başkanı olan sayın Prof.Dr.Erdoğan Dündar ÖZBENLİ; 19 Ekim 1928 tarihinde Kastamonu da doğdu(Merkez Deveciler mahallesinde-Ömer Karadağ Har.Kad.Yük.Müh. Erdoğan ÖZBENLİ ile Geçmişe Dönük Hatıralar adlı yazısı).Ömrü boyunca çok değerli çalışmalara ve ilklere imza atan bu çok değerli ilim adamı hemşehrimizin ömrünün son demlerinde geçireceği bir ameliyat öncesinde yakın dostlarından Ömer DEMİRAĞ beyefendiye verdiği bir zarf var.Geçireceği ameliyat sonrasında sağlıklı olarak çıkarsa kendine iaedesi,eğer emri Hak tecelli eylerse eşine verilmesi için.Ertesi gün ameliyat esnasında yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamamış bu değerli bilim adamı ve herkesin sevdiği insan hayata gözlerini yummuştu.Akşam evinde toplanan dostları aile fertlerinin biraz sakinleşip sukun bulmaları üzerine emanet zarfı açmışlar kendi el yazısı ile beyaz bir kağıda yazmış olduğu ölüm ilanını orada okumuşlardı.Ölüm ilanı aynen şöyle aynısını aktarıyorum.





AHFAD(Ahfâd)=torunlar,sahih ve fâsidini de içine alacak surette bir kimsenin evlâdının evlâdı.bütün derecelerde bulunan erkek ve kız torunları anlatır.Türk Hukuk Lûgati-Türk Hukuk Kurumu-4 ncü baskı ANKARA-1998

Saygıdeğer hocamız kendilerini Benlisultan Hz.lerinin ahfadından saymaktadır.Tanım gayet açıktır başkada izaha gerek yoktur.Gönül isterdiki aileye ait bilgileri ve şecerelerini belgeleri ile birlikte kendilerinden veya çocuklarından almak, alınan bilgileri burada izah etmek .Kendilerinden almak mümkün olmadığı için, muhterem eşleri ve çocuklarına irtibat kurup bilgilerine başvurmak,fakat ailenin şu an için Kastamonu ile bir organik bağları gözükmemektedir.

Emekli Maarifçi (Milli Eğitim camiası mensubu) H.Avni ÖZBENLİ beyefendi Kastamonu eğitim ve kültür hayatına önemli derecelerde katkıda bulunmuş eğitimci ve kültür adamıdır ve yakın akrabadırlar Erdoğan Beyefendi ile Hüseyin Avni Özbenli .


(H. Avni Özbenli, 1919'da Kastamonu'da doğmuştur. Liseyi 1939-40 döneminde bitirmiş, DTCF. Felsefe bölümünden mezun olmuştur. Gölköy Köy Enstitüsü "nde öğretmenlik, Kastamonu Kız İlköğretrnen Okulu'nda müdürlük yapmıştır. Millî Folklor Dairesi Başkanlığı görevinde bulunmuş, sonra Millî Eğitim Bakanlığı müfettişliğine atanmış ve bu görevinden emekli olmuştur. A. Özbenli Kastamonu'nun musikiye dayalı folkloru konusunda uzman bir kişidir. Radyoda saz çalmış ve bazı türküleri derlemiştir. Kastamonu türkülerinin radyo ve televizyonlardan tanıtımı konusunda büyük çabaları olmuştur. Evli ve iki oğlu vardır. Kaynak eser: Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi Tarihi Yazar : Yrd.Doç.Dr.MUSTAFA ESKİ)

Merhum H.Avni ÖZBENLİ beyefendinin ailesi de aynı şekilde Kastamonu ile bağları yoktur.Her iki ailenin de kızlarından devam eden soyları varsa da soyisim aynı olamadığı için en azından şimdilik tarafımdan bilinmemektedir.

Diğer taraftan şehrimizin tanınmış meşhur meczup velisi olarak bilinen Allah Dostlarından Eşref Efendi de bu aileye mensuptur.Eşref ÖZBENLİ ilimiz de Meşeli Türbe denilen yerde medfundur.Eşref efendi adına müstakil küçük çaplı bir eser veren muhterem hocamız hemşehrimiz Prof.Dr.Abdulkerim ABDULKADİROĞLU’nun Deli Eşref adlı bu eseri aynı zaman da sahasın da ilk olup meczup Veli’leri anlatan ilk eser mahiyetindedir.Bu eser de Eşref Efendi ve kerametlerine yer verilmiştir.Eğer ispat edilebilirse Benlisultan Hz.lerinin ahfâdının Kastamonu’da devam ettiği gerçeği ortaya çıkacaktır.İşin enteresan yanı bu aileye ait Benli Sultan Hz.leri ırsî bağlarının olduğu yönün de şimdiye kadar hiçbir ortam ve yerde bahis mevzuu olmamıştır.Tabi bizim içinde bulunduğumuz sosyal çevremiz ve yaşımız itibarı ile de mümkün olamamış da olabilir.


DELİ EŞREF VEYA HACI EŞREF

….Deli Eşref veya Hacı olduktan sonra Hacı Eşref denen Eşref ÖZBENLİ (eski şöhteri ile mahalli ağızla Benlizâdeler veya Benlioğlu)H.1324 /M.1906 yılında,Mustafa ve Nebiyye’den Kastamonu’da doğmuştur.İlin Deveciler Mahallesi nüfusuna kayıtlı olup 7 nolu haneden çıkmaktadır.O, aslında varlıklı bir ailenin oğludur.Aile,eski İnebolu yolu üzerinde bulunan Hacortu Köyü’ndendir.Babası Hacı Mustafa’nın 1912 Balkan Harbinde şehadeti üzerine kendisine şehid maaşı bağlanmış olup, ağabeyi Tevfik bey tarafından vasîlik ve amcası Ahmed Benlioğlu,Hisarardı muhtarı Hamdi Pehlivan ve Eski Belediye Başkanlarından Şerafeddin Sabirin de vasisi olmuştur.Eşref’in amcası Hüseyin Rüşdü Özbenli de,1959 yılında vâki ölümüne kadar onun vasîliğini yapmış,her türlü kahrını çekmiştir.(Prof.Dr.Abdulkerim ABDULKADİROĞLU Delilerin Velisi Eşref)


KİM DELİ-KİM VELİ

Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri Kastamonu da mecburî ikamettedir.Ziyaretine giden biri,köyden hediye olarak yoğurt götüemüştür.Onun hediye almak adeti olmadığından yoğurdu getirene, “Ben aldım,kabul ettim.Hediyeyi alın ve giderken Eşref’e verin”der.Evden ayrılıp giderken yoğurt sahibi Eşref’i görür.Eşref kendisine “Benim yoğurdu veriniz”diyerek kerâmetinin bir örneğini daha ortaya koyar(Kaynak kişi Enver Eroğlu-Esnaf-Delilerin Veli Eşref) Buradan dan anlaşılıyor ki Üstad Hz.lerinin nezdinde îtibar görmüş bir şahsiyettir Eşref Efendi.






BENLİSULTAN HZ.LERİNİN HALİFESİ ŞEYH VAİZ MUHARREM EFENDİ

Şeyh vaiz Muharrem efendi Hz.leri Kastamonu Ilgaz dağında gerçek er,Benlisultan Hz.lerinin halifesi idi. Benlisultan Hz.lerinin vefatından sonra Hz.Pîr Şeyh Şaban-ı Veli Hz.lerine gelip irşad ile halifelik almışlardır.Kabri şerifleri İstanbul da Ağa Kapısı yakınında Mimar Sinan’ın türbesinde Mimar Sinan ile yan yana medfundur. Şeyh Muharrem efendinin üzeri açıktır.Yuvarlak taşı var yazısı yoktur.Ziyaret olunur.(K.S.) Hz.Pir Sultanın vefatlarından sonra Kastamonu bize haram oldu diyerek külliyen İstanbul’a nakl eylemişlerdir.

(İbrahim Has Tezkire-i Has G.Ü Gazi Eğt.fak.Dergisi 2007 özel sayısı Yard.Doç.Dr.Mustafa TATCI)

Şimdiye kadar ulaşılan mevcut eldeki belgelerde Vaiz Muharrem efendiden bahis olunurken Benlisultan Hz.lerinin müridi olduğu bilgileri vardı fakat Onun Halifesi olduğu bilgisini yeni öğrenmiş olduk.Demek ki oğulları Mahmut Efendi ve Vaiz Muharrem efendi halifelik makamında bulunuyorlarmış.Güzel bir tevafuk eseri olarak bu bilgiye ulaşmama vesile olan değerli insan Abdurrahman EMİROĞLU’na teşekkür ederim.

Fazıl Çiftçi Bey ise kitabında(Kastamonu camileri türbeleri) Merkez de bulunan Saray Camii Bânisi olarak takdim eder Muharrem efendiyi ayrıca zamanın ülemasından ilimler tahsil edip müderris ünvanını aldıktan sonra tasavvufa intisab ettiğini yazar.



GİTTİ


Dua kanat kanat,masal bir kucak, Omuzlarda bir güzelin dünyası,

Süzülmüş sevgiler demleyen ocak, Nakış,nakış gönlümüzün aynası,

Artık çocuklarla kim oynayacak? Eve taşınırdı meyvanın … hası,

Ak sakallı pamuk dedeler gitti… O renkler,kokular heybeler gitti…


Ahde vefa,dost dostunu arardı, Unuttun mu yoksa ey deli rüzgâr?

Dar günün de yarasını sarardı, Bu dağlar da saklı,şanlı bir dün var,

Ne oldu da gözlerimiz karardı Yaktığımız türkülerde hüzün var

Kırk yıl hatırlanan kahveler gitti. Destanlaşan,atlar,efeler gitti…


Bu yabanı yüreğimiz almadı Haberiniz olsun, güneş üşüyor

Sanma bizi acılara salmadı Hesap ettim bir adım yer düşüyor

Düğünün,bayramın tadı kalmadı Ah bir bilsem kim nereye koşuyor

Yavaş yavaş töreler gitti… Ömrümüzden nice seneler gitti…

Servet YÜKSEL EYLÜL 2000


“BİZ CEVÂBIMIZI VERDİK.VAR SEN KENDİ CEVÂBINI HAZIRLA”

Seyyid Nizâm hazretleri altmış üç yaşına geldiğinde 1550 (H.957) senesi Muharrem ayının bir Cumâ gecesinde rahatsızlandı. Ölüm hastalığı sırasında sağ tarafına bakıp; “Ceddim Resûlullah aleyhisselâm geldi. Bu dünyâdan gidelim, Cennet'e uçalım” buyuruyor.” dedi. Rûhunu teslim etmeden önce burnundan kan geldi. Ellerini kana bulaştırarak güzel yüzlerine sürdü ve; “Allahü teâlâya hamd ve şükürler olsun ki bugün ceddim (dedem) hazret-i Hüseyin’in âlûde hûn (kana bulaşmış) oldukları gibi ben de öylece gidiyorum” buyurdu. “Yâ Allah” ism-i celîlini söyleyerek rûhunu teslim etti.

Cenâze namazında on bin kişiyi aşkın cemâat bulundu. Cenâze namazını büyük velî Merkez Efendi, Fâtih Câmiinde kıldırdı. Silivrikapı'da yaptırdığı şimdi câmi olan dergâhın içine defnedildi. Merkez Efendi onun defni sırasında şâhid olduğu bir husûsu şöyle nakletti: “Seyyid Nizâm hazretlerini kabre indirdiler. Ben telkîn verdim. O anda hazret-i Seyyid’in bir sedâsını işittim, buyurdu ki: “Biz cevâbımızı verdik. Var sen kendi cevâbını hazırla.” Seyyid Nizâm hazretlerinin vefâtı sırasında Kanûnî Sultan Süleymân Han, Osmanlı pâdişâhıydı. http://www.islamvetasavvuf.org/?q=node/3637

ARKEOLOG Ahmet GÖKOĞLU VE BENLİSULTAN KÜLLİYESİ

Aşağı da sunacağım rapor şeklinde hazırlanmış ve dilekçe olarak 1975 yılın da Kastamonu Müze Müdürlüğünden emekli Arkeolog Sayın Ahmet GÖKOĞLU Vakıflar Genel Müdürlüğüne sunulmuştur.Ek olarak verilen resim ve krokiler elimde olmadığından yazı içersinde verilememiştir.1975 yılında yazılmış hali ile aynen aldım değişiklik yapmadım.Osmanlıca kelimeler için sözlük kullanma mecburiyeti hasıl olsa da bir kültürün geçmişde kullandığı dili bilmesi için birazcık sözlük karıştırma zahmetine katlanılması gerekecektir.Meydana getirmeye çalıştığım bu amatör çalışmalarım da öncelikle alıntı yaptığım eserleri ve yazarlarını hemen cümle sonun da belirttim aynı konu hakkındaki farklı bilgileri alt alta sıraladım kaynaklarını vererek sonlarına kendi bildiklerimi ve duyduklarımı ekledim, ama aşağıda sunacağım raporu aynen aldım birbiri ile benzer olan konuların aralarına buradaki bilgileri almadım,şahsen benim için bu amatör bile sayılamayacak çalışmam da ezber bozan bir belge oldu.İlk defa gün ışığına çıkan bilgiler olduğu için beni gayet heyecanlandırdı. Bu belgeyi bana verme nezaketinde bulunan değerli insanlara teşekkür ederim.



KASTAMONU(BENLİSULTAN)kÜLLİYESİ VE ZAVİYESİ HAKKINDA RAPOR



Külliyenin bulunduğu yerin coğrafi durumu:

P.T.T. Başmüdürlüğünden emekli Sayın İhsan Oğuz tarafından 975 yılında kaleme alınan (Benli Sultan Şeyh Muhiddin ebu Şâme hakkında muhtasar tercümei hâl) isimli gayrı matbu risalede de işâret olunduğu gibi,bu külliyenin bulunduğu köy,Ilgaz dağlarının kuzey sathı mâilinde,etrafı kesif ormanlarla çevrili,tarlalık bir sırt üzerine kurulmuştur.Manzarası çok güzel,havası pek latiftir.Benli Sultan ismini alan bu köy,1930 yılına kadar müstakil bir muhtarlık iken aynı tarihte Ahlat Köyünün bir mahallesi olmuştur.Kastamonu merkezine yaya 6,otomobil ile 1 saat 30 dakikadır.Yolu muntazam taksi dahil,her türlü vesâitle gidilmektedir.Köyün üç türlü menba suyu vardır:Birisi:Üyük yaylasından gelen Benli Sultan suyu,diğeri:Şeyh Şâni efendinin İbat deresinden getirip külliyeye akıttığı su ki:(halen köylülerin arasında Şayığın suyu denilen su olup 90’lı yıllara kadar faaldi, bizim bahçenin içinden geçerek çeşmeye akardı çeşmenin ayağında ise hayvan sulamak için 2 gözlü 7-8 m. civarında bir ağaç oluğu vardı.) bunlar 1955 de Devlet Su İşleri tarafından birleştirilmiş,fenni te’sisat ile köye akıtılmıştır.Bir de Külliyenin eteğindeki dereden çıkan âsa suyu bulunmaktadır.Tahminen 23 hâneli olan köy halkı geçimini verimsiz hububat ziraatı,hayvan yetiştirme ve orman ürünlerinden sağlamaktadır.


Külliyenin tarihi durumu:

İslâmiyetin yayıldığı ve tasavvufun mânevi nüfuzunun teessüs ettiği yerlerde Hükümdarlar ve ümera:Tekke ve zaviyeler yaptırmak sureti ile bu akıma iltihak etmişlerdir.(Prof.Fuat Köprülü-İlk Mutasavvıflar syf 20-21)Tekke ve hânegâhlar,birer âyin ve irşat yeri,zâviyeler de birer misafirhane idiler.Buralarda kurulan tam teşkilatlı büyük zaviyelerde misafirlerin yatmaları için misafirhaneler,yemeklerin pişirilmesi için aşhâneler,hayvanlarını bağlamak için hanlar ve ahırlar,ibadet etmeleri için mescitler,taharet için hamamlar ve çeşmeler,bazılarının yanında ilim ve irfan için medrese ve kitaplıklar da inşâ olunmuştur.Bunların idaresi için,hükümetten beratlı bir de mes’ul şahıs bulundurulmuştur.

Bolu,Zonguldak,Sinop,Çankırı ve mülhakatını da içine alan eski Kastamonu da,bahis konusu olan zâviyelerden (86) tane mevcut olduğu arşiv vesikalarından anlaşılmaktadır.Kastamonu merkezinde bulunan İsmail bey,Yakup ağa,Honsalar,Taşköprü de Abdal Hasan gibi tam teşkilatlı büyük zâviye ve veya imâretlere ilaveten bir zâviye ve külliye de konumuz olan (Benli Sultan) da bulunmaktadır.Külliye mescit,misafirhane,aşhane(mutfak),medrese,kütüphane ve türbeden ibarettir,hiç birisinin üzerinde inşa kitâbesi yoktur.Arşiv vesikalarına göre bu tesislerin kargir kısımları 918 hicri,1512 miladi yılında Yavuz Sultan Selim devrinde(Benli Muhiddin Ebu Şame tarafından yaptırılmıştır.(Ahmet Gökoğlu :Paflagonya eski eserleri ve arkeleojisi syf.288)Külliye,sonradan bir yangın geçirmiş,yalnız kargir kısımlar kalmış,diğerleri tamamen yanmıştır.Burada gördüğümüz ahşap kısımlar,1258 hicri yılında postnişin olan Şeyh Şani efendi tarafından yaptırılmıştır.Bu gün evlat ve ahfadının oturduğu ahşap binayı da misafirhane olarak aynı şeyh yaptırdığı gibi,misafirlerin hayvanları için ahırlar,samanlıklar,aşardan gelen hububatı koymak için ambarlar da inşa ettirmiştir.Eksik kalan kısımları da torunu Nureddin efendi tamamlatmıştır.


Benlisultan külliyesinin vakıfları:

Benli Sultanın gerek Padişah,gerek kendisi ve gerek diğer eşhas tarafından yapılmış mazbut ve mülhaka şeklin de bir çok vakıfları vardır.

Bu gün asılları Vakıflar Genel Müdürlüğünde bulunan vakfiyelere göre,Padişah tarafından vakf olunanlar şunlardır:

1-Merkeze bağlı Seremedin Köyü çiftliği (arazi ve aynı köyde virantarla ve 5 parça zemin)

2- “ “ Eceoğlu çiftliği (aynı köyde bir parça zemin)

3- “ “ Melek emir köyü Çiftliği (arazisi ve bir zemin)

4-“ “ Darı bükü çiftliği (arazi ve ayrıca bir zemin)

5- “ “ Arazya çiftliği (a ve bir zemin)

6-Taşköprü’nün Akça köy çiftliği

7- “ “ “ “

8- “ “ “ “

9-Devrekani de deveciler çiftliği (ve bir zemin)


Bunların hangi Padişah tarafından vakıf olunduğuna dair sarahat yoksa da Külliye,Yavuz Sultan Selim tahta çıktığı 918 hicri.1512 miladi tarihinde yapıldığına göre,Benli Sultanın Yavuz Sultan Selimin babası II.Beyazıt zamanında buraya yerleşmiş olması gayet tabiîdir.Osmanlılar tarihinde Beyazıd-ı Veli diye şöhret alan II.Beyazıdın mutasavvıflara ve zahidlere çok düşkün olduğu bu meyanda bir çok tekke ve dergahlar yaptırdığı,bunlara vakıflar yaparak zâviyeler açtırdığı,aynı tarihlerde yazılı olduğuna göre,vakıflar yapan padişahın II. Beyazıd olması çok muhtemeldir.Zaten başlangıçta böyle bir külliyenin yapılması da bir şahsın gücü ile tev’em olamayacağı hususu bunu te’yit etmektedir.Mamafih,Benli Muhiddin Sultan, II.Beyazıd,Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devirlerin de yaşadığına göre vakıfları yapan bunlardan birisidir.

Benli Sultan külliyesinin yukarıda yazılı vakıflara ilâveten bizzat kendisi tarafından yapılıp tevliyyeti evlat ve ahfadına meşrutalı vakıfları da vardır.Mesela Akçakavak çiftliği ve müştemilâtı,Hamal köyü,Kaşçılar İmam beşe köyü(galatı imambaşo köyü),Benli Sultan ve Karabek musa efendi köyü,Benli Sultan tarafından vakıf olunduğu arşiv vesikalarından anlaşılmaktadır.Bunlara ilaveten:Şeyh Şâni efendi tarafından Seremedin değirmeni de bu zaviyeye vakıf olunmuştur.


Benlisultan zâviyesinin geliri :


Arşiv vesikaları ile evkaf kayıtlarında beyan olunduğu veçh ile külliyyenin senevi geliri,o devrin parası olarak(8074) liardır.Bu gelir vakıf,arazi,aşar ve bağışlardan sağlanmaktadır.Bu hususta şer’iyye sicillerinde bir çok kayıtlar bulunmaktadır.Külliyenin senelik aşar geliri(400) kile yâni 40 ton hububatı bulduğu ve Şâni Efendi zamanında devletten alefiye ve taamiye diye de bir kısım tahsisat sağlandığı anlaşılmaktadır.Buna mukabil gider de ona göredir.Her gün misafir akın eder,bilhassa yaz aylarında 50-400 kişiden eksik olmazmış.Bunlar arasında mutasarrıflar,kadılar,diğer ümerâ,ulemâ ve meş3ayıh d abulunur,her fırınlar ekmek pişirir,büyük yemek kazanları kaynar,dolup boşalırmış.


Benli Sultanın Biyoğrafisi :


Külliyenin vakıf,zaviye gelir ve giderleri kısmında beyan olunan rakamlara göre bu zâtın büyük bir şöhrete sahip olduğu anlaşılmaktadır.Mumaileyhin hem ârif,hem âlim olduğunu vesikalar te’yit etmektedir.Müze arşivlerine göre tarihi mir’atı kainât Benli Muhiddin Sultanı Yavuz devrinin ilim adamlarından birisi olarak göstermektedir.Külliye arasında bir de medrese ve kütüphane bulunması bu ciheti kuvvetlendirmektedir.

Böyle şöhretlere sahip olmasına rağmen,nerede doğduğu ve nereden nasıl geldiğini gösterir bir vesika yoktur.Kastamonulu olduğu veya Horasandan geldiği rivayetleri varsa da vesikaya müstenit değildir.

P.T.T. Baş Müdürlüğünden emekli Sayın İhsan OĞUZ’un yazdığı,yukarda adı geçen risalede zikr olunduğu vech ile mumaileyh Kastamonu merkezinde Halvetî meşâyıhından Şâbânı Veli ile hem asırdır.Çok zaman beraber sohbet etmişlerdir.Şâbânı Velinin ölüm tarihi H.976 yılıdır.Benli Sultan bundan 3 veya 5 sene evvel vefat ettiği aynı risalede yazılı olduğuna göre vefat tarihi H.970 yılı olması.muhtemeldir.


Benli Sultanın Halefleri :


Arşiv vesikalarına göre Benli Muhiddin Sultan’ın, Mahmud Çelebi, Ahmet Çelebi, Abdullah Çelebi, Halim Çelebi, Ali Çelebi ve Mustafa Çelebi namıyla 6 oğlu bulunduğu anlaşılmaktadır. Vefatından sonra, oğlu Mahmud Çelebi post nişin olmuştur. Maalesef silsilenin tayinine yarar elde vesaik yoktur. 1014 tarihinde Şeyh İbrahim, 1199 tarihinde Efganlı Açıkbaş Şeyh ve bunun hakkında şikayet olduğundan çıkarılması üzerine Benli Sultan ahfadından Şeyh İbrahim, 1251’de Şeyh Hacı Ali 1258’de Şeyh Şani, ondan sonra oğlu Şeyh Şadi ve torunu Şeyh Nureddin Efendi post nişin olmuşlar ve bu zaviyeyi 1925’de zaviye ve dergahların kapatılmasına kadar idare etmişlerdir.

Ziya Demircioğlu’nun (Kastamonu Evliyaları) adlı eserinin 72. sahifesinde işaret edildiğine göre Şeyh Şani Benli Sultan ahfadından değildir. Bu zât Kastamonu’lu olup Şeyh Ahmed Ziyaeddin Efendi’den icazetlidir. Benli Sultan Şeyhi inhilal edince oraya tayin edilmiştir. Orada hem Nakşi hemde Bayrami ayinleri yaptırmıştır.


Külliye ve Zaviyenin Mimari Durumu :


Yukarıda da bahis olunduğu gibi: Külliye, Türbe, Mescid, Mutfak, Misafirhane, Medrese ve Kütüphaneden ibarettir. Bunlardan Medrese ve Kütüphane muhtemelen ahşap olduğundan çıkan yangında yanmışlar yalnız kagir olan kısımlar kalmıştır. Binalar kısmen kesme ve kısmende moloz taşından harçla yapılmış, aralarına tuğla kuşaklar konulmuş üzerleri birer kubbeyle örtülmüştür.(Resim6-7) Kroki (I)de görüldüğü veçh ile Türbenin Kubbesi dörtköşe, diğerlerinin kubbeleri sekizer köşeli kasnaklar üzerine oturtulmuştur. Vakti ile bu kubbelerin üzerleri kurşunla kaplı olduğu muhakkaktır. Fakat yangında kurşunların muhtemelen eridiği kullanılmaz hale geldiği cihedle orman memleketi olduğundan üzerleri daha ucuza mâl olan bir ahşap çatı ile örtülmüştür.(Resim:3-4-5)Yine arşiv vesikalarına göre 1258’de post nişin olan Şani Efendi bir kerede torunu Nureddin Efendi zamanında tamirat yapılmışsa da tamir kitabesi de yoktur. 1943 depreminde çok harap olan türbe mahallince tamir olunmuşsa da Cami, Misafirhane, Mutfak imkansızlık karşısında olduğu gibi bırakılmıştır.(Resim:1-2)


Benli Sultan Köyü’nün Turistik Durumu :


Raporumuzun başında kısaca coğrafi ve diğer kısımlarda da tarihi ve mimari durumuna temas ettiğimiz bu köy tabiatın bütün güzelliklerini üzerinde toplayan gümrah ormanlar arasında adeta bir pırlantadır. Ilgaz dağlarının Hacettepesi Şahikasına yaslanan bu köyde gözlerinizi ne tarafa çevirseniz başka bir cazibe ile karşılaşırsınız. Görünen yalnız bir orman bir yayla ve buz gibi suları bulunan pınarlar değil, her bakımdan seyrine doyulmayan canlı tablodur. O kadar harika bir tablodur ki burada geçirilecek bir güne bile Cihan değer. Bu tabii güzelliğe ilaveten ziyaretçilerin burunlarına burcu burcu kokan maneviyat ve ruh güzelliği de onları teshir etmektedir. Bu sihirli cazibe dolayısı ile dün olduğu gibi, bugünde buraya uzak ve yakından turistler akın etmektedir.


İşte böyle güzellik mahşeri olan yerde kurulan bu Külliye ve Zaviyeye oraya layık olacak tarzda eski halini kazandırmak için bilhassa imaret kısmının çok ihtiyacı vardır.(Resim:6-7)


Mahalle halkının ricalarına ilaveten bizde bu ecded yadigarı eserlerin tetkiki ile şanına yakışacak şekilde onarımına himmet buyurulmasına bil hassa Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden rica ve istirham etmekteyiz. Saygılarımızla … 25 / 09 / 1975


Kastamonu Müze Müdürlüğü’nden

Emekli Arkeolog

Ahmet GÖKOĞLU

Murat KARASALİHOĞLU’nun kaleminden… haber yorum

 

--Umulur ki arkeolog, yazar ve saklıkentine gizlediği şiirleriyle, şair Murat Karasalihoğlu, Kastamonu kültürüne sağladığı belgesel nitelikli değerlere dair yolculuğunu  uzun yıllar sürdürür. Özverili çalışmaları ve deklanşördeki parmak izi de yaşamının rengi olur. Kitap oluşturulurken, sayfalara düşen alın terini, ellerinin kalemde bıraktığı izleri düşleyebilmek zor değil.

 İSTİKLAL YOLU…ECEVİT HANI VE VALİ MUSTAFA KARA’NIN FOTOĞRAFI Ozan OZANOĞLU

http://www.kastamonupost.com/kposta3/index.asp?fuseaction=home.makale&cid=18773 

Kastamonu’nun medar-i iftiharı şair,ozan,sanatçı; üstad İhsan OZANOĞLU’nun oğlu  Can Bey böyle diyor Murat KARASALİHOĞLU için; bu yüzden daha da bu kelam üzerine başka kelam eylemek manasız olsa gerek kanaatimce. Çalıştığım Devlet Dairesinden mesai arkadaşım olan bu nev’i şahsına münhasır,değerli insanın sözlü muvaffakiyetlerini alarak yayınlama  iznini  aldığım, sizlerle paylaşmak istediğim köyüm Benlisultan ve çevresi ile ilgili yapmış oldukları haber-yorum tarzındaki  çalışmasını takdim ediyorum.

Ayrıca Sayın Vali Mustafa KARA’nın  Kastamonu’ya hediye ettiği ve Kastamonu Valiliği Kent Tarihi ve Dökümantasyon Merkezi Arşivi’nce hazırlanan,İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğince bastırılan, Kastamonu Valiliği Kent Tarihi Müzesi Yöneticisi Fotoğraf Editörü Sayın Fahri ÖZBEK beyefendi ve Metni oluşturan Sayın Murat KARASALİHOĞLU’nun   “Anadolu’nun yüce dağı,Kastamonu’nun yıldızı ILGAZ” isimli 220 sayfalık güzîde çalışmalarından dolayı  takdir ve tebrik ediyorum.Kastamonu sevdalısı bu iki değerli insanla vaktiniz olsa da bir çay içimi sohbet etme imkanı bulup da sînelerinde çarpan o temiz yüreklerinin nasıl Kastamonu sevdasıyla dopdolu olduğunu bizzat müşahede etmenizi isterim.Yayınlanan bu eserin tozlu raflara terk edilmeyeceğinden emin olunan başta akademik unvanlı hocalarımız olmak üzere kadir kıymet bilenlerin ellere  takdim edilmeleri dileğiyle…

 

     

 BENLİSULTAN’IN KIYICIĞINDA BİR DOĞA MUCİZESİ - AHLAT KÖYÜ

 

Hacıbâkiler Mahallesinde öyle değişik bir jeolojik oluşum var ki, sanırsınız orada bir bilim-kurgu, uzay filmi platosu kurulmuş…

 

Yer Ahlat Köyü. Ilgaz’ın eteklerinde doğa harikası bir mevki. Kastamonu’nun belli ki en eski köylerinden bir tanesi. Ki sadece Kastamonu’nun değil bütün ülkenin tanıdığı, saydığı, bellediği, de bir kutsal atmosfer merkezi. Çünkü Benli Sultan’ın külliyesinin de olduğu yer. Kendine has bu birçok özelliği dışında Ahlat Köyü’nün sanırım Kastamonu’da olduğu gibi birçok coğrafyada bulunmayacak bir özelliği de ev sahipliği yapıyor. Bu özellik aslında jeologların yani yer bilimcilerin sanırım daha çok dikkatini çekecek bir kaya tepesi. Çünkü Ahlat Köyü Hacıbâkiler Mahallesinde öyle değişik bir jeolojik oluşum var ki, sanırsınız orada bir bilim-kurgu, uzay filmi platosu kurulmuş… 

 

Ahlat Köyü, dedik ya Kastamonu’nun eski, kutsal atmosferi yoğun ve Ilgaz’ın eteklerinde Ilgaz’ın güzelliklerinden bolca nasiplenmiş değerli bir köyümüz. Hemen güzel bir ormanın kıyısına kurulmuş. Köyün merkezini Benli Sultan Külliyesi oluşturuyor. Birçok söylence ve inancın merkezinde bulunan külliye, ülke çapında bilinen bir yer. Din turizmi açısından ele alındığında Kastamonu’nun başlıca değerlerinden biri. Benli Sultan’ın Şeyh Şaban-ı Veli ile olan kardeş olması dışında özellikle külliyenin kuruluşuna ilişkin, kendisine geyiklerin hizmet etmiş olması söylencesi de oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu inanış külliyenin çeşitli yerlerinde görülebilen geyik baş ve boynuzları ile de desteklenmiştir.  

 

Geyiğin, Türklerin olduğu kadar Anadolu’da kutsal bir hayvan olarak kabul edilmesi ve Ilgaz’ın eteklerinde yaban hayvanları ile insanların birbirlerine karışan yaşamları noktasında bu külliye içerisinde önemli bir yer tutuyor olması Benli Sultan bünyesinde bir çok kültürün de kucaklayıcı bir şekilde yoğrulduğunu gösterir( Benli Sultan Külliyesi ve Kastamonu ile yakından ilgili birçok konuda ayrıntılı bilgi www.benlisultan.com adresinden öğrenilebilir.) 

.

 

Köy Benli Sultan Külliyesinin önemi nedeniyle merkezi bir yer olmasının yanı sıra konumu ve yerel bazdaki ticaret yollarının da üzerinde olması önemini bir derece daha arttırmıştır. Köyün içinde eskilerin deyimi ile “Üzümcü Yolu” geçmekte. Bu yol Kastamonu ile Tosya’nın Berçin Köyü arasında kat edilen bir yol. Üzümcü yolu denmesinin en büyük nedeni ise malum olduğu üzere başta üzüm olmak üzere birçok zerzavatın Tosya’da yetişip il merkezi ve yakın çevresine getirilmesi ile alakalıdır. Ki bundan yaklaşık bir 20-30 yıl önce Salı günleri Kastamonu il merkezinde Tosya pazarı kuruluyordu. Bu üzümcü yolu dışında belki sınırları yerelin de ötesine geçen Deveci Yolu adı verilen ve yine ticari ağırlığı yoğun olan bir bir kervan yolu daha köyün hemen yakınından geçmekte.

Şimdi gelelim Benli Sultan’ın mucizelerinden doğanın bir başka mucizesine. Ilgaz’ın oluşumu 3. jeolojik dönem yani oligosen (33.7-23.8milyon yıl)devrinde başlar.( Hani 2 bin 500 metrede deniz kabuklusu fosili bulup da “bir zamanlar bur da deniz varmış” diye üstün körü bilgi sattığı olayın yaşandığı dönem bu. Birincisi deniz dibinde biriken tortullar, yani içinde kabuklularında olduğu birikintilerin kıta hareketleri sonucu yükselmesi ve denizleri oluşturması olayı bu, bir diğeri ise oligosen dönemi hem kabukluların hem de yumuşakçaların çok yoğun yaşadığı dönemdir) Dağın yapısında da volkanik kayaçlarda olmak üzere serpantinler ve şistler bulunur. Ahlat Köyünün hemen 1-2 km üzerinde Hacıbâkiler Mahallesi bulunmaktadır. Mahalle mevcut arazi yapısına pek uymayan, birden bir konik bir biçimde yükselen bir tepeye sırtını dayamıştır. İşte yazımınız önemli öğesini bu birden bire yükselen ve bulunduğu araziye uymayan bu tepe oluşturuyor. Tepe tamamen bir kayaç oluşumu. Ancak bu kayalar bildiğimizin ötesinde şekillere ve oluşuma sahip. Tepe tamamen yerden yukarı doğru iki yanından sertçe sıkılmışta, neredeyse fırlamış gibi duran kendiliğinden “beşgen” ve “sekizgen” çok kalın olmayan kaya blok ve profillerinden oluşmakta. Tepenin bir kısmı sanırım çeşitli amaçlarda kullanımlardan dolayı açılmış. İşte bu alanlarda kayaların yapısı iyice gözlenebilmekte.Tepenin diğer kısımlarında ise kaya uçları sanki özenle kesilerek hazırlanmış birer oturma yeri gibi kafalarını topraktan dışarı çıkarmışlar.

Şimdi bu tepenin çapı sanırım bir 500 metreyi bulur. Belli başına bir doğa harikası ki alışılageldik bir yer değil. O nedenle henüz girişte görenler sanır ki bir bilim-kurgu, bir uzay filmi platosu gibi düşünülebilir diye. Belki burası da incelemeye değer bir yerdir. Ve belki burası da doğal sit kapsamına girebilecek bir yerdir.Neden olmasın, yeterli inceleme yeterli özen, yerin hakkı neyse verecektir. Ve belki bu ilginç kaya oluşumunun dikkate alınmasıyla birlikte Ahlat Köyü, bir Benli Sultan Külliyesi, bir ticaret yolları üzerinde olması, bir Ilgaz’ın eşsiz bir köyü olarak bulunması, bir dağ çileğinin güzelliği bir mantarın bolluğu gibi yeni ve kendini daha özel kılan bir özelliğe daha kavuşmuş olur.

KASTAMONU GAZETESİ 30 nisan 2009 Perşembe sayfa 7

 

 

 

 

 

 

 

 

KASTAMONU BASININ DA ve ULUSAL BASININ DA

 18 nci ŞEYH ŞABAN-I VELİ ve KASTAMONU EVLİYALARINI ANMA HAFTASI

HABERLERİ

 

-          EVLİYALARINI ANMA HAFTASI 01.05.2009 da BAŞLIYOR

18.Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası yarın başlıyor.Haftayla ilgili bir açıklama da bulunan Hz.Pîr Şeyh Şaban-ı Veli ve Kültür Vakfı Başkanı Fikri Yazan,Kastamonuluları hafta boyu sürecek etkinliklere katılmaya çağırdı.Bu yılki,açılış töreninin,sürmekte olan onarım çalışmaları içinde yapılacak olmasından dolayı özür dileyenYazan,etkinlik programlarıyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bu yıl 18’ncisi düzenlenecek olan  Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası etkinlikleri 1 mayıs Cuma günü saat 10.30’da Atatürk ve Şehit Şerife Bacı anıtına çelenk konulmasıyla başlayacak,1100’de sanatçılarımız Hümeyra Akakuş Yücel ve Rafet Küllüoğlu’nun Geleneksel Türk Eserleri Sergisi Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi’nde açılacaktır.14.00’de Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesinde haftanın açılışı yapılacaktır.2 Mayıs cumartesi günü saat 20.00’de İ.Ü.Edebiyat Fak.Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halk Edebiyatı Bilim Bşk.Prof.Dr.Şeyma GÜNGÖR ve Kastamonu Ü.Eğitim Fak.öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr.Eyüp AKMAN Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi’nde haftanın önemi ile ilgili bilgi aktarımında bulunacaklardır.3 Mayıs Pazar günü ise artık bir gelenek halini alan Benlisultan etkinlikleri ile hafta sona erecektir. Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesinde Vakıflar Bölge Müdürlüğünce başlatılan onarım çalışmaları devam etmektedir.Ayrıca Vakfımızca külliye yanında başlatılan tarihi evle ilgili inşaatta son aşamaya gelmiştir.Bu inşaatın altında yapımı devam eden tuvaletin bir ay içinde hizmete açılması ve külliye içindeki  tuvaletin yıkılması gerçekleştirilecektir.Bu sebeple bu yıl ki etkinliklerin açılış töreninin bu onarım çalışmaları içinde yapılacak olması dolayısı ile halkımızdan özür diliyor,tüm halkımızı etkinliklerimize davet ediyoruz.

KASTAMONU GAZETESİ 30 nisan 2009 Perşembe sayfa 2

 

 

Kastamonu postası

 

1 MAYIS-Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyaları Anma haftasının açılışı Şeyh Şaban-ı Veli külliyesinde gerçekleştirildi.(HABER:Gürkan YILMAZ)

Vali Mustafa Kara, MHP Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu, Eski Milletvekili Mehmet Yıldırım, Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, İhsangazi Belediye Başkanı, Zühtü Danacı, İl Müftüsü Fuat Altındaş ve vatandaşlar katıldı.

Açılış öncesi ney dinletisi sunulurken ardından Kuran-ı Kerim okundu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda ise ilk konuşmayı Hazreti Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı Başkanı Fikri Yazan yaptı.

Yazan konuşmasında şunları söyledi;

“Sözleriyle özetlenebilecek bu düşünce sistemi, yüzyıllar boyunca dilden dile gönülden gönüle Türk milletini Orta Asya'dan Viyana Kapılarına taşımıştır. işte Kastamonu'yu Anadolu'da bir "Tasavvuf Şehri” yapan unsur da bu mirasa en çok sahip çıkmasında gizlidir. Bu miras düsturu ile bundan 18 yıl kadar önce merhum valimiz Kamil Demircioğlu’nun himayelerinde yola çıkan Vakfımız, o günden bu güne kadar sancağı gelecek kuşaklara aktarma vazifesini gücü nispetinde yerine getirmeye çalışmıştır. Rahmetin habercisi güzel bir Mayıs cumasında bu haftayı idrak edebilmenin mutluluğu içerisindeyiz. Umuyoruz ki bu hafta velilerimizden bize bir himmet ve feyiz vesilesi olur. Bu arada gördüğümüz üzere Külliyemizde tadilat tamirat ve restorasyon çalışmaları var, huzurunuzda Vakıflar Bölge Müdürü Sayın Yavuz Yücebıyık'ın şahsında bütün emeği geçenlere , yine Vakfımız tarafından inşa edilen, w.c. gasilhane, kurban kesme yeri, yani bütün ihtiyaçları giderecek tesislerin yapımında yardımcı olan Sayın Valimiz Mustafa Kara, Sayın Özel İdare Genel Sekreteri Mustafa Yiğit ve personeline, Sayın Belediye Başkanımız Turhan Topçuoğlu, Fenişleri Müdürü Necdet Karahasanoğlu ve Kaski Müdürü Tahsin Babaş ve diğer personele huzurunuzda teşekkür ediyorum. Haftaya maddi ve manevi emeği geçen herkese teşekkürü vakfım adına bir borç biliyorum. Sözlerime hazreti Pir' e mâl olmuş şu güzel deyişle son vermek istiyorum. Gelişiniz güle güle Gidişiniz Güle Güle Her işiniz Güle Güle”

VALİ KARA;”Saygılı İnsan Topluluğu oluşturmalıyız”

Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyaları Anma haftasının açılışından son konuşmayı Vali Mustafa Kara yaptı. Kara bir çok mesajlar verdiği konuşmasında şunları söyledi; “Şeyh Şaban-ı veli anma haftası işbirliği içerisinde Kastamonu Valiliğinin organizasyonunda yıllardır anma haftası olarak düzenlenmekte, planlanmakta ve icra edilmektedir. İlimizde insanların bir araya gelmesini sağlayan sevgi, saygı ve hoşgörünün artmasına imkan sağlayan günler vardır. İşte Şeyh Şaban-ı veli anma haftası da bu günlerimizden biridir. Yine milli birlik ve beraberliğimiz açısından önemli olan 9 Haziran İnebolu şeref günü 23 Ağustos - 31 Ağustos günleri. 30 Aralık kurtuluş savaşımızda kahramanlıkları ile yazdıkları destanlar ile her zaman anılan Kastamonuluların milli ve şeref günleridir. Amacımız bu günleri amacına uygun kutlayabilmek her gecen gün daha iyi ifade edebilmek. Türkiye’ye daha geniş yelpazede insanlarımıza tanıtabilmektir. Bu yıl ve her yıl mayıs ayında planladığımız ve değerlendirdiğimiz anma haftasını şeyh saban-ı veli külliyesinin onarımda olması dolayısıyla bu şartlar altında gerçekleştiriyoruz. Ancak önceki yıllarla kıyasladığımızda şunu göreceğiz. İki konak harabe haldeydi, bugün her ikisi de vakıflar bölge müdürlüğünce diğeri de Şeyh Şaban-ı veli vakfınca restore edilerek bugün planlı, düzenli ve güzel hale gelmiştir. Bu yıl başlamış olan Şeyh Şaban-ı veli külliyesi onarımıyla da burası Kastamonu’nun yüz akı yerlerinden biri olacaktır. Düzeniyle, güzelliğiyle restore edilen yeni binaları ve manevi alanlarıyla bunları yapmamız gerekiyor. Ben bunun için vakıflar bölge müdürümüze ve teşkilatına teşekkür ediyorum. Gelecek yıl burası bitmiş olacak ve daha iyi şartlarda hepimizin mutluluk duyacağı, göğsümüzü kabartacak bir mekan haline dönüşecek burası. Yine vakıf başkanımızın da ifade ettiği gibi yan tarafta bu tesislerin sosyal imkanlarını arttıran bir binada yapılmaktadır. Onunla beraber bir bütün olarak daha iyi imkanlara kavuşmuş olacağız. Şeyh şaban-ı veli deyince aklıma Mevlana ile aynı kültür ve düşünceyi paylaşan insanlara sevgiyi, saygıyı ve hoşgörüyü birlik beraberliği ve kardeşlik duygularını aşılayan bir düşünce akımı ve anlayışı gelir. Kastamonu’ya baktığımızda şunu görüyoruz. %65’i orman 170 km sahili olan yaylaları, kanyonları, doğal gölleri, Ilgaz ve küre milli parklarıyla Allah’ın dünya da yarattığı her güzellikten bir parçasını bahşettiği bir yer olarak Kastamonu’yu düşünüyorum. Bu kadar güzellikler içerisinde, bu kadar tarihi eseri ihtiva eden bir yerin şüphesiz insanlarının da bu tarihi ve kültür anlayışı içerisinde bu güne kadar geldiğini düşünüyoruz. Bu tarihin ve bu kültürün anlayışı içerisinde bu güne kadar gelmesi insanların birbirini sevdiği, saydığı, hoşgörüyle yaklaştığı, davrandığı, yaşamadan haz duyan bu tabiat içerisinde birbirlerine sahip, birbirlerine saygıyla davranan insanlar topluluğu. Bunu oluşturmak lazım. Belki bu büyük çoğunlukta bugüne kadar oluşmuştur. Ama bunu geliştirmek lazım. Bu anlamlı günlerin ve bu anlamlı anma haftasının en büyük faydası da o olacaktır diye düşünüyorum. Kırgınlıkları, kötülükleri, anlayışsızlıkları, sevgisizlikleri, hoşgörüsüzlükleri, saygısızlıkları bir tarafa bırakmak, dışlamak, ötelemek suretiyle birbirimize çok daha yakın davranmamız gerekir diye düşünüyorum. Şeyh şaban-ı velide dünyaya bütün insanlara bu mesajı vermiştir. Onun meşhur sözünün en büyük anlamı da budur. Bu söz için binlerce sayfa yazı yazılsa da bu sözün anlamını ifade etmekte zorlanırız. Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle. Derken bu dört cümle birkaç kelimenin ihtiva ettiği anlam, mana çok büyüktür diye düşünüyorum. Bir kere bu manevi olgunluğu, dolgunluğu, saygıyı, birlik beraberliği, kardeşliği benimseyen insanların dolgun ruh halını ifade eder. Dünyaya bakışını insanlara ifade eder. Birbirlerine davranışını ifade eder. Ve son derece büyük anlamlar ifade eder”

Konuşmalar sonrası Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyaları Anma haftasının açılış programı İl Müftüsü Fuat Altındaş’ın yaptığı dua ile sona erdi. http://www.nasrullahgazetesi.net/modules.php?name=News&file=article&sid=1949

 

ÇANKIRI – BENLİ MUHİDDİN HAZ.LERİ

Zaman zaman köyümüze gelen Çankırılı ziyaretçiler kendi illerinde Yapraklı ilçesine bağlı bulunan bir köylerinde de de Benlisultan adlı bir evliya olduğunu söyliyorlardı yaptığım araştırma sonucunda isim benzerliğinin onları bu kanaate vardırması muhtemeldir. Şöyleki Muhitinde Benli Muhiddin adıyla anılan Şeyh Mehmet Yavsı Hz.leri ile Şeyh Muhittin Ebu Şâme (Benlisultan ) Hz.lerinin ortak adları olan Muhittin ismi Benli lakabı aynı olmasındandır.Muhitinde Benli Muhiddin adıyla anılan Şeyh Mehmet Yavsı ,Şeyhülislam Ebussuut Efendi'nin babasıdır.Aslen Yapraklı'nın Akyazı köyündendir. 15. yüzyılda yaşamış olup Hacı Bayram Veli halifelerindendir. Köyünde medfundur. Türbesi Çankırı ve köyleri halkı için ziyaretgahdır. Ölüm tarihi belli değildir. Yetmişbeş yazma eserden toplanmış 1264 sayfalı, 2 cilt yazma bir eseri olan Tuhfe-ı Naili (Naili Hediyesi)'de Yavsı Mehmed'in İskilipli olduğu kaydedilmekte ise de, İskilip'in o devirde Çankırı sancağına, Yapraklı ve Akyazı'nın da İskilip'e bağlı olması Benli Muhiddin'in Akyazılı olduğunu açıkça göstermektedir.(İlçe tanıtımı yapan internet sitelerinde alınmıştır)

 

Sultan ismini  ön ad veya son ad olarak kullanan erenlerin,Horasan erenleri  olma ihtimalleri ve Benli Muhittin ortak ismi üzerinde durulması ve araştırılması gereken bir mevzuu, Şeyh Muhitin Ebu Şame hazretlerinin sağ yanağında bulunan büyükçe bir “ben” bulunmasından dolayı Benlisultan denilmesi, kendisinin Horasan erenlerinden olma ihtimalini ne derece artırır veya azaltır bilemiyoruz.Bu yüzden yeni düşünce ve araştırma alanları açması ve en azından aynı isim, yaşanan aynı yüzyıllardan yola çıkılarak yeni teorilerin ortaya atılması bu alandaki bilgilerin zorlanması için Sn:Yaşar KALAFAT Bey’in(Benli Muhittin Gürhi veya Benli Muhittin Gürlü diye bahsettiği)  çalışmasını ve Çankırılı Hakkı DURAN Bey’in (Ebussuud Efendi’nin babası Muhiddin Yavsi ile Yapraklı’nın Akyazı köyünde türbesi bulunan Benli Muhiddin’in aynı kişi olabileceğinden hareketle) aynı isim ve yer konusu üzerinde durduğu yazısını aşağıya aldık.İnşaallah okuyanlara,araştırmak isteyenler bu bilgiler birer done olur ve yeni konuları ve ufukların kapısını açar.  

 

DİY ANET İŞLERİ BAŞKANLIGI ARŞİVİNE GÖRE HORASANERI OLARAK BİLİNEN ANADOLU YATIRLARI -I

Dr. Yaşar KALAFAT

 

METİN

Benli Muhittin Gurhi Hz. Türbesi: Çankırı ili Yapraklı ilçesi Akyazıköyündedir. Türbede ayrıca Benli Muhittin Gurhi Hz. nin Irşad ettiği11 hazret daha vardır. Türbeyi kimin ne zaman yaptırdığı bilinmiyor. Taş duvar ahşap binanın müştemilatında tuvalet, ihata duvarı ve türbeler vardır.Türbeyi şifa bulmak inancı ile, ruh hastaları ziyaret etmektedir. BenliMuhittin Gürlü Hz. ve diğerlerinin Hoca Ahmet Yesevi talebeleri oldukları

"Horasan 'dan irşat hizmeti için görevlendirildikleri ifade edilmektedir.Bakımı halk tarafından yapılan türbeyi, yılda 150-200 kişi ziyaret etmektedir.

  İKİ ŞEYHÜLİSLÂM ÇIKARMIŞ ÇANKIRILI BİR ULEM AİLESİ: D A M A D Z  D E L E R   Hakkı Duran Bu özet bilgilerden sonra bu yüksek ilmiyye makamlarına çıkmış Çankırı kökenli ulemadan söz edebiliriz. Bu güne kadar bu alanda sözü edilen alimlerin başında meşhur Ebussuud Efendi gelmektedir. Tayip Başer , Karatekin Uluları adlı eserinde bu zata yer vermiştir. Ebussuud Efendi’nin babası Muhiddin Yavsi ile Yapraklı’nın Akyazı köyünde türbesi bulunan Benli Muhiddin’in aynı kişi olabileceğinden hareketle bu savı ortaya koymuştur.Yapraklı’nın Akyazı köyünde Benli Muhiddin ‘e ait olduğu belirtilen köy camiine bitişik bir türbe vardır. Bu kişinin Bayramî tarikatından olduğu söylenmekte ise de, hayatı hakkında yeterli bilgi ve belge yoktur. Muhiddin Yavsî, tarihi kaynaklarda İskilipli olarak kayıtlıdır ve İskilip’te medfundur.  Zaman zaman Çankırı Sancağına bağlı olmuş olan İskilip Kazâsı, o devirde Amasya Sancağı’na bağlıdır. Yeni belgeler bulunmadığı sürece bu gibi iddiaları ispat etmek mümkün değildir. Ancak, Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın kaydettiğine göre Ebussuud Efendi’nin müderris olduktan sonra ilk tayin edildiği yer, Çankırı’dır. Ebussuud Efendi eğer Çankırı’da görev yaptıysa hangi medresede, ne kadar süre görev yapmıştır, bunu şu an bilemiyoruz.

http://www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.asp?TID=979 hakkı duraN



BENLİSULTAN HZ İLE bağlantısı olduğu için, İl kültür ve turizm müdürlüğü internet sitesin de yer alan bilgiler de ayrıca aşağıya alınmıştır.

HARACOĞLU CAMİİ

Bazı kaynaklar İhsangazi ilçemiz sınırlarında bulunan Haracoğlu camii ile ilgili verdikleri bilgilerde Benli Sultan Hazretleri ile Hoca Saadettin Efendinin dost ve postnişin oldukları belirtilir.Adı geçen Camii'nin ilk  yapılış tarihi ve yaptıranı bilinmemektedir. Ilgaz-Ahlat Köyünde Külliyesi bulunan Benli Sultan Hazretleri ile Hoca Saadettin Efendinin dost ve postnişin  olmasından dolayı 16. yüzyılda Nakşibendi Dergâhı olarak kurulduğu kanaati  bulunmaktadır. denmektedir.


GEYİKLİ SULTAN TÜRBESİ : Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir.Akkaya nahiyesinin Geyikli Köyündedir. Ahşap türbe, 1982 yılında cami ile beraber betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Türbede iki ahşap sanduka vardır. Birisi Benli Sultan Hazretlerinin halifelerinden Bayrami Şeyhi Mustafa Efendi’ ye, diğeri de oğluna aittir.

HACI DEDE TÜRBESİ : Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir.Beyçelebi Mahallesi Canlı Sokakta Hacı dede Camii’ nin doğu bitişiğindedir. Esas bina, 1850 M. yılında yanmıştır. Bu günkü haliyle son zamanlarda yapılmıştır. Türbenin ve caminin yapılış tarihi 1590 M. yılları civarıdır. Türbedeki üç adet sandukadan birisi Hacı dede’ ye aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemekle beraber; birisinin Benli Sultan’ ın oğluna ait olduğu türbede asılı bir levhada belirtilmektedir.

Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem Koordinatörlüğü tarafından hazırlanmıştır

Cünuni Baba: Cünuni baba türbesi,Çatalkaya’dan Kaleyakası baplarına inen yolun sağındadır.Mezar taşında 978 H. Tarihi (1570 M.) okunabiliyor……O’nun,Ilgaz dağlarında yatan Benli Sultan’la kardeş olduğu,bir savaşta şehit düşerek buraya gömüldüğü rivayeti de daima anlatılanlar arasındadır.(Tosya evliyaları ve Türbelerimiz-İsmail ERGİ.syf 17-Ank.1986)


Etiketler: benlisultan,  
  # Yorum Yaz #

İsim :

Yorum :
(Max. 400 Karakter)

 

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
BİTKİLER-SEBZE VE MEYVELER (28118)
BENLİSULTAN HAZRETLERİ HAKKINDAKİ BİLGİLER (18474)
Şeyhzâde Halil İbrahim efendi oğlu Ziya ŞÖY (11115)
ŞEYH ŞÂNİ HAZRETLERİ (7724)
Sunuş ve ŞEYH MUHİTTİN EBU ŞÂME (BENLİSULTAN HZ.LERİ) (7473)
KAYS-ÜL HAMEDÂNÎ ASGAR HAZRETLERİ (7249)
ABDÜLHAY ÖZTOPRAK (6844)
MERHUM PROF.DR. ABDULKERİM ABDULKADİROĞLU HOCA VE BİR ŞİİR (6187)
Kastamonu Destanı (6168)
AŞIK GARİPOĞLU (PEHLİVAN) (5889)
KAYS-ÜL HAMEDÂNÎ ASGAR HAZRETLERİ (7)
MAHALLENİN KÖPEKLERİ (1)
Kastamonu Destanı (5)
AŞIK GARİPOĞLU (PEHLİVAN) (5)
ABDÜLHAY ÖZTOPRAK (7)
MUSTAFA BEKTAŞOĞLU KİMDİR? (3)
BİTKİLER-SEBZE VE MEYVELER (17)
Şeyhzâde Halil İbrahim efendi oğlu Ziya ŞÖY (10)
ŞEYH ŞÂNİ HAZRETLERİ (3)
DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜD.-BENLİSULTAN KÜLLİYESİNE AİT ARŞİV EVRAK VE MÜSBİTELERİ (2)
Kaynak  & Proje :Nurettin ŞÖYWeb Tasarım: Evren KALYONCU
Kastamonu Otel
Kastamonu Otelleri